in ,

Olmuş bu.Olmuş bu. Oha!Oha! Off!Off! Ne?!Ne?! Bayıldım!Bayıldım!

Paris’te Son Tango

Paris’te Son Tango, Maria Schneider’in bugün hayatta olmasa bile duyuramadığı sesinin duyurulması dileğiyle mutlaka izlenmesi gereken kült bir yapımdır.

Orijinal ismi Ultimo tango a Parigi olan Paris’te Son Tango, yönetmenliğini Bernardo Bertolucci‘nin yaptığı, gösterime girdiği andan beri en çok da tereyağlı tecavüz sahnesi ile bugün hala konuşulan ve tartışılan romantik drama türünde kült yapımlardan biri olmuştur.

Paris'te Son Tango

Paris’te Son Tango, vizyona girdiği anda yasaklandı!

1972 yılında vizyona giren filmde o zaman 48 yaşında olan Marlon Brando ve henüz 19 yaşındaki Maria Schneider başrollerde beraber yer alıyorlar. Bertolucci bu film için Brando’nun peşinden tam iki yıl koşmuş.

Sonunda görüntü yönetmenliğini de Vittorio Storaro‘nun üstlendiği film hayata geçmiş, ancak vizyona girer girmez ağır cinsellik içeren sahneleri gerekçesiyle İtalya’da yasak yemiştir. Bertolucci ise beş yıl boyunca vatandaşlık haklarından mahrumiyet cezası almıştır. Kendisi bu durumdan bir hayli şikâyetçi olsa da filmin çok tartışılan gerçeklerini öğrenince insanın kafası karışmıyor değil, eminim hak vereceksiniz devamında.

Paris'te Son Tango

Bertolucci ‘İtalyan sinemasının son maestrosu’ ilan edildi!

Daha önceden dev eserlere imza atan Bertolucci’nin 1900 isimli filmi başlı başına bir sinema harikasıydı. Son İmparator Bertolucci’ye iki Oscar kazandırdı. Kücük Buda ile Keanu Reeves’i sinemaya soktu. Çölde Çay ile İtalya’yı aştı. Düşler, Tutkular ve Suçlar ile günümüze göre ikinci bir “Paris’te Son Tango”yu denedi.

Paris’te Son Tango ise kaldırılan yasağın ardından İtalya’da ödüller alıp, Oscar’da iki dalda aday olmuş, giderek de ünü tüm dünyaya yayılmıştır. Film ağır tempolu hatta sıkıcı algılanabilecek yapıdadır. Aslında yönetmeninin cinsellik ve romantizm üzerine vaatlerini yerine getirmeyen tam bir psikanaliz filmidir.

Bertolucci’nin öncesinde filmlerine yansıttığı komünist havasından ziyade, kendi radikal bakış açısı ve fantezi dünyasının çarpıtıcılığını izliyoruz aslında. Bugün hala medyaya malzeme olup, birçok insanın tartıştığı filmin IMDb puanı ise 7,1.

Paris'te Son Tango

Paris’te Son Tango: Sanat değil saltanat

Filmde Marlon Brando’nun hayat verdiği Paul karakteri, karısı yeni intihar etmiş ve bağlanmaktan korkan bir Amerikalıdır. Maria Schneider ise ustalıkla oynadığı Jeanne karakterinde nişanlı Fransız bir kadındır.

Paul karakteri toplumun ahlak, aile gibi değerlerini önemsemeyen, kendini suçlayan ve bitik bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Ve ölen eşiyle hatıralarının dolu olduğu, tango yaptıkları evden ayrılıp yeni bir ev arayışına girdiğinde yollarının aynı dairede evlenme hazırlığında olan genç, güzel Jeanne ile kesişip, her ikisinin de sebep aramadan, tutkulu biçimde sevişmeye başladığına ve artık bu dairenin onların buluşma yeri olduğuna tanık oluyoruz.

Başlarda sadece heyecan, seks, kaçış üzerine kurulu bu ilişkiden kadının duygularıyla beraber beklentileri arttığında ise adamın kadının üzerine cezalandıran ve istismarcı davranış biçimleri sergilenmektedir. Ancak bunlar sadece bağlanmaktan ve üzülmekten korktuğu için böyleymiş gibi kadraja yansıtılan filmde hepimizin gözünden kaçacak çok fazla detay var; bu detaylar bana göre Bertolucci’nin kafasının içinde bir yerde sanattan ziyade saltanatını çekmeye çalıştığını ispatlıyor.

Paris'te Son Tango

Paris’te Son Tango: ‘Kadın’ ve ‘erkek’ imajları üzerine içerik analizi

Filmin işlediği o romantik sanılan kaçamak aşk; mutsuz, gerilimli ve bağımlılık yaratır cinsten. Jeanne’nin nişanlı olup Paul ile ilişki kurması ile de aldatan kadın olarak kadın basitleştirilip, Jeanne’nin sarı elbisesi ile de bu durum vurgulanıyor. Sarı yasak aşkın rengini temsil ediyor, Roma’da ‘fahişelerin rengi‘ olarak anılıyor ve Hristiyanlıkta olumsuz anlam yüklenen bu renk ile Bertolucci yaratmak istediği imajı sağlama alıyor. Üstelik sonradan öğreniyoruz ki Paul’un intihar eden eşi de onu aldatıyor filmde. Bu bağlamda film kadını sadakatsiz, zayıf tabiatlı ve ezilmeye mahkûm karakter olarak inşa ediyor.

Erkek egemen yaklaşımı ile erkek bedeni yüceltilip, seks sadece hayvani bir eylemmiş gibi gösteriliyor; filmde Jeanne’i sürekli çıplak Paul’u ise seviştiklerinde bile üzeri örtük göreceksiniz ve cinsel sahnelerde insani konuşmaların aksine Paul’un toplum ve aile kavramlarına savaş açtığı, yok saydığı konuşmaları görüyoruz.

Paris'te Son Tango

Maria Schneider’in gözyaşları gerçekti!

Tüm dünyayı düşünmeye ve tartışmaya sevk edecek o olay ‘tereyağını getir’ emrinden sonra Paul’un Jeanne’ye tecavüz ettiği o sahne. Tecavüz gerçek olmasa bile Schneider’ın yüzündeki panik ve dehşet, gözyaşları tamamıyla sahici, sinematografik çırpınışları rol icabı değil.

Brando ve Bernardo Bertolucci, sahneyi bu şekilde ve ne yapacaklarını Schneider’a önceden söylemeksizin çekmek için aralarında anlaşırlar. O zamanlar sadece 19 yaşında olan Maria ise yıllar sonra verdiği bir röportajda şöyle demiştir:

Menajerimi aramalı ya da avukatımı sete çağırmalıydım. Çünkü kimseyi senaryoda yazmayan bir şeyi yapmaya zorlayamazsın, ama o zamanlar bunu bilmiyordum.

Maria’nın çekim sırasında öğrendiği ve karşı koyamadığı bu sahnede, Jeanne kendisine iğrenç bir şekilde tecavüz eden Paul’a en ufak bir öfke duymuyor, adeta onun elinde bir seks objesine dönüştürülüyor. İşte en kötüsü de, film burada tecavüzü meşrulaştırıyor.

Paris'te Son Tango

Paris’te Son Tango bir erkeğin travmasına ilişkin bir film, ama filmde travmatize edilen Schneider oluyor…

Kimse onu teselli etmiyor veya ondan özür dilemiyor. Sonraki yıllarda manevi bir çöküş yaşayıp, intihara kalkışıyor ve uyuşturucu bağımlısı oluyor. Bir daha çıplak bir sahnede rol almayı tamamen reddeden Maria, o filmin kendisini ele alma ve tanımlama biçimini kabullenemiyor. 40’lı yaşlarında ise film endüstrisinde kadınlara daha iyi roller verilmesi için kampanyalar yürütüyor.

Schneider, Daily Mail’a verdiği bir söyleşide sahneyle ilgili şöyle demişti:

Aşağılanmış ve biraz da tecavüze uğramış hissettim. Brando benden özür de dilemedi. Neyse ki sadece tek bir kez çekildi sahne.

Schneider 2011 yılında kanserden öldü ve hayatını kaybedene kadar bir daha Bernardo Bertolucci ile görüşmedi.

Paris'te Son Tango

“Suçluluk duyuyorum ama pişman değilim”

Bertolucci ise 2013’te yaptığı bir açıklamada şunları demişti:

Zavallı Maria… Filmden sonra bir daha görüşmedik, çünkü benden nefret ediyordu. Tereyağı sahnesi fikrini, çekim sabahı Marlon ile birlikte bulduk. Maria’ya aslında bir manada korkunç davrandım, ona neler olduğunu söylemedim. Çünkü onun bir aktris olarak değil, bir kız olarak tepki vermesini istiyordum. Yaşadığı aşağılanmaya tepki vermesini istiyordum… Tereyağının kayganlaştırıcı olarak kullanılacağı detayını kendisine söylemediğimiz için sanırım benden ve Marlon’dan nefret etti. Bundan dolayı kendimi çok suçlu hissediyorum.

Paris'te Son Tango

Ama sonra bu istismara boş vererek, bu kararından ötürü pişman olmadığını söylüyor…

Bertolucci’nin 2013’teki bu sözleri o dönem fazla reaksiyon yaratmıyor, ancak 2016’da bir İspanyol dernek tarafından 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde tekrar yayınlanınca bu kez tüm dünyada büyük bir öfke yaratıyor; Jessica Chastain, Anna Kendrick ve Chris Evans gibi birçok büyük Hollywood siması dâhil sosyal medyada insanlar, oyunculardan birinin rızası alınmadan çekilen bu tecavüz sahnesini kınıyor.

Bernardo Bertolucci, Maria Schneider 2011’de öldüğünde İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada ise şunları söylüyor:

Ölümü çok erken geldi, onu bir kez daha içtenlikte kucaklayamadan, bir kez olsun ondan özür dileyemeden…

Uzun süre tekerlekli sandalyede yaşayan Bernardo Bertolucci, 77 yaşında 2018’de hayatını kaybetti.

Paris'te Son Tango

Birçok eleştirmen filmin özgürleştirici olduğunu söylüyor. Ama kimin için özgürleştirici?

Bertolucci hâlâ saygı ve hayranlık görüyor. Röportajlarında “Tamamen özgür olmak gerektiğini düşünüyorum” diyor.

Suzanne Moore ise The Guardian’da yayımlanan makalesinde şöyle diyor:

Schneider yaşadıklarını anlattığında hiçbir şey olmadı. Brando ve Bertolucci ise hâlâ dokunulmaz sanatçılar olarak görülüyorlar.

Ama yaşananlar unutulamaz. Bertolucci bu olayı “gülünç bir yanlış anlama” diye anıyor. Ama 19 yaşındaki bir kadının gerçek acısını filme almaya talip olan kendisiydi. Adına sanat dendi, hâlâ da öyle anılıyor. Bertolucci’nin yaptığı yanına kaldı. Gerçekten mide bulandırıcı. Onun dünyasında erkekler rol yapar, kadınlar ise yalnızca hissedebilir. Bertolucci “bir oyuncu olarak değil, bir kız olarak tepkisini görmek istedim,” diyor.

Rıza, 1970’lerde bildiğim bir kelime veya kavram değildi. Ama görür görmez bunun bir ihlal olduğunu anlamıştım. Bu ihlal planlanmış, sonra da kutsanmıştı. Bunu konuşmaya geç kalmış olabiliriz, hiç değilse şimdi konuşabiliyoruz. Keşke bunu Schneider hayattayken yapabilseydik, keşke hıçkırıklarının arkasından sesini de duyabildiğimizi ona söyleyebilseydik.

Sonuç yerine

Paris’te Son Tango, “devrimci”, “bir sanat biçiminin çehresini değiştiren”, “şimdiye kadar yapılmış en erotik film”, “1970’lerin avangard akımının zirve noktası”, “ilham verici” değil, etik dışı!

Brando ve Bertolucci kendileri gibi erkeklerin ‘sanat’ adına kadınları yaralayıp, terörize edebileceği bir dünyada yaşıyorlardı. Filmdeki kadınlar sözde özgürlüğü temsil ediyor. Ama aslında 1970’lerde yaşamış pek çok kadın gibi, çoğunlukla erkek zevkine hizmet eden bir cinsel devrimin kurbanları onlar.

Genç kadınlardan bilinçsizce cinselliği arzulamaları bekleniyor. Filmde erkeğin travmasının dışa vurumu, fiziksel ve duygusal zorbalıkla kadından çıkartılıyor. Bu filmde işlenen tehlikeli cinsellik ve cinsiyetçilik Erika Jong‘un “Uçuş Korkusu” kitabında bu kez daha nazik ve kadın bakış açısı ile fermuarsız düzüşme olarak anılıyor. Yani ister kadın ister erkek olsun, işlenen öykü kontrolsüz, tehlikeli ve etik dışıdır.

Mutlaka izlenmesi ve Maria Schneider’in bugün hayatta olmasa bile duyuramadığı sesinin duyurulması ve bu gibi acı olayların bir daha yaşanmaması dileğiyle. İyi seyirler…

İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Yorum Bırak
  1. Yazı çok güzel ve doyurucu. Filmin Maria’ya yapılan aşağılayıcı muamele kısmından haberi olmayanlar için ise şok edici. Acaba bu durumda film mutlaka seyredilmeli mi, yoksa aşağılayıcı muameleyi protesto için seyredilmemeli mi? Kenan Çoban

  2. Hocam öncelikle merhabalar. Okuyup yorumunuzu paylaştığınız için de ayrıca teşekkür ederim. Ziyadesiyle farkındalık gerektiren bir eleştiri olabilmesi için kesinlikle bu ve benzeri yapımların izlenip sindirilmesi gerektiğini düşünüyorum zira kimse hakkında fikri olmadığı bir konuda başarılı ve doyurucu, tatmin edici bir bilgi eleştirisi ya da savunması yapamaz takdir edersiniz ki.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0
Cansu Topçu

Cansu Topçu tarafından oluşturuldu

1993 Ankara doğumluyum. İlk üniversite eğitimim olan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İstatistik bölümünü geç de olsa isteyerek bıraktım. 2018’de Akdeniz Üniversitesi’nde Medya ve İletişim bölümüne başladım. Hayvanlarla ilgilenmekten, sinemadan ve evcimenlikten hoşlanırım. Umarım yazdıklarımın bir faydası olur. İyi okumalar…

En iyi Netflix dizileri

Yücel’in Çiçekleri: Türkiye’nin aydınlık geleceğinin karartılmasının hikayesi