in ,

Bayıldım!Bayıldım! Olmuş bu.Olmuş bu. Oha!Oha! Ne?!Ne?! Off!Off! Haha!Haha! Olmadı ya.Olmadı ya.

Çukur nedir, ne değildir?

“Herkesin bir yuvası var bu hayatta. Bizimki de… Çukur!”. Toplumun içine düştüğü şiddet, baskı, ayrım, sömürgecilik, eşitsizlik ve adaletsizlik çukuruna ayna olduğu için önemlidir Çukur…

Yönetmenliğini Sinan Öztürk‘ün yaptığı, senaryosunu Gökhan Horzum‘un yazdığı, yapımını Kerem Çatay ve Pelin Diştaş‘ın üstlendiği, müziklerini ise Toygar Işıklı‘nın tasarladığı Çukur dizisinin ilk bölümü 23 Ekim 2017 tarihinde Show TV‘de yayınlanmıştı. İlk sezon finalini 11 Haziran 2018’de yapan dizi, ikinci sezona ise 17 Eylül 2018’de başlayarak yayınını halen devam ettirmektedir.

Ay Yapım şirketinin internet sitesinde diziye dair açıklama şöyle paylaşılmıştır:

İstanbul’un suçla özdeşleşmiş mahallesi Çukur’un kontrolü Koçova ailesinin elindedir. Suçla bu kadar içli dışlı olsa da ailenin kendine göre kuralları vardır. Bu kurallardan bir tanesi de uyuşturucu yasağıdır. Çukur’da uyuşturucu üretilmez, kullanılmaz, satılmaz. Fakat oyuna yeni dâhil olan bir grup bu yasağı delmeye kararlıdır. Önce Koçovalılarla anlaşma yoluna giderler, olmayınca ise var güçleriyle mahalleye ve aileye saldırırlar. Tam aileyi diz çöktürdüklerini düşündükleri sırada öngöremedikleri bir gelişme olur. Kartlar yeniden dağıtılacaktır.

Şimdi, bu açıklamayı diziyi yakından takip eden bir izleyici olarak eleştirel bir bakış açısıyla daha da genişleterek siz değerli okurlar ile paylaşmak istiyorum.

Çukur

Çukur dizisi nedir, ne değildir?

Türkiye’de mafyalaşma ve kabadayılık kavramları 1950’lerden sonra yoğunluk gösteren kırdan kente göç ve gecekondulaşma anlamında önemli bir yer tutar. Kırdan kente göç kavramı; tarımda makineleşme, toprakların bölünmesi ve bunun sonucunda büyük toprak sahiplerinin küçük köylüler üzerindeki tahakkümü (ağalık sistemi) gibi olgular neticesinde ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda 1960’larda büyük bir tarım alanını elinde bulunduran ve geçimini topraktan sağlayan İdris Koçovalı‘nın babası diğer köylüler tarafından öldürülür ve ailenin geri kalanı yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalarak şehre gelirler. 1960’larda gecekondulaşma sürecinin önemli bir basamağını oluşturan hemşerilik bilincinin farkında olan İdris Koçovalı 1964’te Çukur’a yerleşir ve köyünden gelenlerle mahallesini büyütür. Artık; “Çukur evimiz, İdris babamız” olacaktır.

Çukur

Gecekondulaşma kavramı 1950’lerin başlarında sahibine gelir kaynağı sağlayan ve barınma sorununa çözüm sağlarken 1980’lerin başlarında ise tamamıyla rolünü değiştirmiştir; kente göç edenler, ihtiyaçlarını artık mafyalarla çözmeye başlamışlardır. Bu anlamda ilk başlarda pazarcılık yaparak geçimini sağlayan İdris Koçovalı, mafyalaşma süreciyle birlikte silah kaçakçılığı, gasp, fuhuş, kumar gibi faaliyet alanlarına yönelerek kabadayılık kariyerinin en üst seviyesine ulaşır.

Söz konusu bu faaliyetlerin işbirliği içinde yürütülmesine mahalleli de destek çıkar; bakkalı, berberi, seks işçisi, tetikçisi, gaspçısı ile kurulan dayanışma ilişkileri dışarıya karşı birlik ve beraberlik olma eğilimi uyandırır. Tam da bu noktada İdris Koçovalı’nın “Biz para değil insan biriktiririz” sözü akla gelir; özellikle kriz anlarında sıkça dile getirerek güç aldıkları temel ilkeleri ise “Biriz, canız, tekiz” sloganıdır.

Çukur

Çukur ve müesses nizamı

Çukur’da Osmanlı Devleti‘nin müesses nizamı misali hiyerarşiler, ilkeler, kurallar, örfler, adetler, gelenekler, görenekler vs. kurulu düzen içinde ilerlemelidir. Bu anlamda mahallenin anası Sultan Koçovalı‘nın Medet tarafından vurulması sonucunda Berber Muhiddin‘in öfkeyle Yamaç Koçovalı‘nın karşısına dikildiğinde Yamaç, dirlik ve düzenin devamlılığı adına ona yerini hatırlatır. En nihayetinde tetikçi tetikçiliğini, berber berberliğini bilecektir. Kimin ceza alıp almayacağını, cezanın biçimini, yerini, zamanını tek başına belirleyecek olan kişi İdris Koçovalı’nın oğlu Yamaç Koçovalı’dır.

Çukur’da her şey dirlik ve düzen içinde ilerleme kaydeder. Her ay ödemeler düzenli yapılır. Aşevleri kurulur; kimse açlıktan, yoksulluktan ölmez. Düzeni bozmaya kalkan olduğunda ise mahalledeki herkes omuz omuza verir.

Çukur

Devletin mafyalaşması, mafyanın devletleşmesi

Büyük sermayedar Beyefendi ile başlayıp sonrasında babasını öldürerek başa geçen oğlu Nazım tarafından sürdürülen; ince zevklere sahip, şarabın iyisinden anlayan, piyano çalan ve en önemlisi devletle işbirliği içinde olan başka bir kravatlı mafya grubu ortaya çıkar.

Eğlence mekânlarının özel güvenliğinden sorumlu mafya grupları yerini emekli polisler, istihbaratçılar, subaylar ya da özel güvenlik şirketlerine bırakır. Bir zamanlar görev yaptığı Güneydoğu’da sahip olduğu iktidarı, dönüp geldiği İstanbul’da sürdürememenin öfkesiyle psikopatlaşan Emrah Amir Türk Marşı’yla ve faşizan yöntemleriyle boy gösterdiği Çukur’da, polislikten ayrılarak kardeşinin güvenlik şirketinin başına geçer. Tam da bu noktada devletin mafyalaşması ve mafyanın devletleşmesi kavramları akla gelir; mafyadan topladıkları elemanlarla ve elbette devlet desteğiyle yeni bir mafya düzeni yaratırlar. Bütün bu yeni düzen kalıbı ise işsizlik ve yoksulluk tehdidi karşısında saflarını seçmek zorunda kalanları yeni ihanetler ve çatışmalar içine sürükler.

Çukur

Çukur’un riyakârlığı

Dizedeki aile tanımına bakacak olursak; İdris Koçovalı şöyle der:

“Aile, her şeydir… Ailen yanında değilse sıfırsın, yoksun. Hiç kimsesin. Ailen arkanda değilse, hiçbir şeysin. Onlar senin ellerin. Bak; kolların, bacakların. Onlar vurur tekmeyi, tetiği onlar çeker; sen sanırsın ben çektim, ben vurdum. Ailen korur seni gerektiğinde. Sen de aileni korursun. Bunu en iyi sen bilirsin. Aile her şeydir.”

İdris Koçovalı’nın söz konusu aile tanımına istinaden bir çözümleme yapacak olursak; evet, dizinin seyirciye sunmuş olduğu senaryosuna baktığımız vakit ailenin koruyucu ve kollayıcı özellikte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Fakat bir yandan da ailenin ikiyüzlü ve riyakar olduğunu; ebeveynlerin çocuklarını eşit sevmediğini söylemekte yanlış olmayacaktır. Burada önemli olan ebeveynlerin kendi iktidarlarını sürdürmeye en yatkın olan çocuklarını sevmeleri hissiyatlarıdır. Tam da bu noktada Sultan ana, yeterince güçlü görmediği oğlu Selim’i yok saymakta bir an bile tereddüt etmez. Babası tarafından dışlanan ve Çukur’u ele geçirmeye çalışan oğullardan biri olan Selim dizide güç, cesaret ve korkusuz gibi kavramlarla tanımlanan erkekler dünyasında her işi eline yüzüne bulaştırmakla suçlanır; yeterince erkek olmadığı düşünülerek sürekli eleştirilir ve aşağılanır.

Çukur

Nitekim ağabey Karaman Koçovalı otel odasında aleme katılmadığı için kardeşi Selim’i aşağılar. Aynı zamanda Selim’in yeni aldığı tabancasını kadın tabancası olarak niteler. Söz konusu bu aşağılamalar da Selim’i her defasında ihanete bir adım daha yaklaştırır. Bir başka örnekte ise cinsel tercihi nedeniyle dışlanmamak için seçimini gizli tutarak, evlenmek ve ardından çocuk yapmak zorunda bırakılan Selim, kendisini rahat bırakıp arzularının peşinde koştuğu her durumun bedeli çok ağır ödemektedir. Tıpkı barda tanıştığı Celal ile yaşadığı cinsel ilişkiden dolayı ortaya çıkan sorunlarla yüzleşemeyip çözümü onu öldürerek yok etmekte bulması, bu çözümlemeyi destekler niteliktedir.

Değerli okur! Çukur’u iki bölümde ele aldığım analiz yazılarından ilkini okudunuz. İkincisinde ise kadın ve şiddet kavramlarının dizide sunumuna odaklanacağız ve Çukur’da müzik seçimi ile toplumsal mesaj olgularını inceleyeceğiz. Şimdiden güzel okumalar dileriz.

İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Yorum Bırak

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0
Görkem Barındık

Görkem Barındık tarafından oluşturuldu

1993 yılının Haziran ayında Ankara’da dünyaya gelen Görkem Barındık, Süleyman Demirel Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünde ön lisans; Akdeniz Üniversitesi Gazetecilik bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Şu an Akdeniz Üniversitesi Gazetecilik Anabilim Dalı'nda Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir. IO Dergi'de imtiyaz sahibi olan Barındık, hayatın sadece biyografik bilgilerin çoğalması için yaşanan anlardan ve kariyer için oluşturulan öz geçmişlerden ibaret olmadığına inanır. Araştırır. Okur. Bıkar. Güler. Yazmayı sever, hayat hakkında kritik yapmayı da… Yemek yer, sevdikleri ile paylaşır. Özellikle de hayvanlar ile… Her zaman bir şeylerin arayışındadır ama neyin arayışında, kendisi de bilmez. Aykırıdır. Öyle biridir işte…

Çiçero

Aquaman