in ,

How to Get Away with Murder

Suç ve drama üzerine kurgulanmış 2014 yapımı How to Get Away with Murder dizisinin her bir bölümü izlendikçe alıp götürüyor sizi…

How to Get Away with Murder 25 Eylül 2014’te yayın hayatına başlamış olup dizinin yapımcılığını Shonda Rhimes üstlenmiştir. Toplam 6 sezonluk dizinin, 6. sezonunun güz finali yapıldı, yanılmıyorsam 3 Nisan 2020’de de son sezon yayınlanacak.

Dizide Viola Davis (Annalise Keating) başrolde olmak üzere, ona kusursuz eşlik ettiklerini düşündüğüm, Charlie Weber (Frank Delfino), Liza Weil (Bonnie Winterbottom), Alfred Enoch (Wes Gibbins), Jack Falahee (Connor Walsh), Aja Naomi King (Michaela Pratt), Matt McGorry (Asher Millstone), Karla Souza (Laurel Castillo) ve Billy Brown (Nate Lahey) yer almaktadır.

How to Get Away with Murder, suç ve drama üzerine kurgulanmış. Bana kalırsa her bir bölüm izledikçe alıp götürüyor sizi, hadi bir bölüm daha izleyeyim diye

Öncelikle Viola Davis’in bu rol için biçilmiş kaftan olduğunu düşünmekteyim. Kendi ayakları üzerinde durabilen, zeki ve çekici kadın rollerini izlemeye bayılıyorum. Bunlardan birisi de şüphesiz benim için Annalise Keating oldu. Kendisi, Philadelphia’da Middleton Üniversitesi’nde hukuk profesörüdür ve avukatlık da yapmaktadır. Keating, dersini alan en iyi beş öğrencisini belirleyerek onunla birlikte çalışması için bir ekip oluşturur ve dizi çoğunlukla Annalise’in evinde geçmektedir. Keating beşlisi (K5) olarak da adlandırılan bu ekipte Wes, Connor, Laurel, Micheala ve Asher yer almaktadır. Dizinin kısaca şöyle bir özetini geçeyim diyorum ancak olay örgüsü kafamda oldukça karmaşık yer aldığından hangisinden bahsetsem diğerine haksızlık olur diye düşünüyor olmam bu noktada hata olmaz sanırım.

Genel olarak dizinin her bölümünde Annalise’in derste öğrencilerinden çıkarımda bulunmalarını istediği farklı davaya, dizinin asıl olay örgüsü eşlik etmektedir. Bana kalırsa dizinin akıcılığını sağlayan en büyük unsur oyunculukların yanı sıra, olay örgüsünün sondan verilerek flashback’lerin de eşlik etmesiyle sona doğru gidilmesi. Zaten bu sırada kafanızda bir şeyler oluşmaya başlıyor hemen, ama çoğunlukla ters köşe oluyorsunuz.

Diziyi izlemeyenimiz varsa, bu noktadan sonra bu yazıyı okumayı bırakabilir!

Çünkü spoiler’lara yer vereceğim şimdiden uyarmış olayım. Yani en azından 6. Sezon 9. Bölüme kadar geliniz. Oradan sonrası bende de yok bilineceği üzere, sabırsızlıkla 3 Nisan’ı beklemekteyim final için. Diziyi bitirdikten sonra beklerim ama efendim!

İlk sezona konu olan, Lila’nın cesedinin bulunmasıyla birlikte gelişen olay örgüsü verildikçe bir Sam Keating’i bir Rebecca Sutter’ı suçlamaktan alıkoyamamıştım kendimi. Olaylar veriliyor, sırasıyla ‘’Ha işte, kesin Rebecca öldürdü.’’ diyorsunuz, sonra başka bir şey ekleniyor, bu defa da şunu demeye başlıyorsunuz: “Bu, Sam Keating’in işi.” Ama gelin görün ki asıl suçlu Frank Delfino. Frank demişken, Frank- Laurel’cıyım ben en başından beri bu arada ya. Laurel- Wes’i kafamda bir türlü oturtamadım nedendir bilinmez. “Gerçi Wes mi kaldı sanki?” de diyemiyorum çünkü güz sezon finalinde, Annalise’in cenazesinde son sahnede Wes’i gördük. Zaten Wes karakterinin öldüğüne bir türlü inandıramamıştım kendimi, her bölümde bir yerden çıkıp gelecekmiş gibi geliyordu -ki son bölüm içinde bu inandığım şey oldu. O sahnenin Annalise’in rüyası olabileceğine dair bir yorum okumuştum tabii bu da olabilir, ancak ben hala Wes’in ölmediği konusunda ısrarcıyım. Evet, cesedi gösterdiler ama o zaman bile “Yok ya, o değildir.” dediğimi net bir şekilde hatırlıyorum. Artık Wes’in ikizi mi çıkacak bir yerden ne olacak bilmiyorum ama cesedin kaybedilip yakılmış olması rivayeti de bence bu kanımı doğruluyor olabilir: “Wes yaşıyor!’’

Laurel-Wes diyorduk…

Laurel-Wes diyorduk en son, kafamda oturtamadığım bir çift ama Cristopher çok tatlı ne yalan söyleyeyim. Cristopher diyince de akla, Laurel’ın asansörde doğum yaptığı bölüm gelir akıllara. Viola Davis aldı götürdü o bölümü bence arşa. İzlediğim en kaliteli bölümlerden biri olabilir. Annalise’in bebeği yaşama geri döndürmesi için verdiği o mücadele sahneleri izlenmeli kesinlikle. Viola Davis’e o sahnelerde bir kez daha hayran kaldım diyebilirim rahatlıkla. Minik Cristopher’ın da bu mücadeleyi bırakmamış olması da ekstra güzellik ekledi tabii diziye.

Frank-Laurel’dan devam edelim…

Birinden bahsederken diğerinden de bahsetmek istiyorum ama illa ki bir şeyler eksik kalacak, farkındayım. Frank-Laurel’dan devam edelim o halde. Frank’i sevmeyenler de var eminim, ama o sert görünüşün altında aslında iyi bir insan yatıyor ve bu da Frank-Laurel diye ısrarcı olmamı destekliyor sanırım. Aynı şekilde Laurel’a karşı da soğuk olamıyorum -ki Laurel’ın sevilmediğine dair bir şeyler okuduğum olduğu için söylüyorum bunu, Karla Souza’nın güzelliği diyorum ve susmak istiyorum sanırım bu noktada.

Efendiiim, bunların dışında dizideki ilişkiler biraz çarpık, belki birazdan da fazla olabilir 🙂 Karakterler arasında çeşitli ilişkiler mevcut ama dizinin Asher-Michaela, Conner-Oliver, Frank-Laurel olarak sonlanmasını isterdim ancak bu da mümkün değil. Çünkü Asher, canım Asher, maalesef ki son bölümde öldü ve cinayetten dolayı Conner ve Michaela’yı suçladılar. Asher’ın ölümüne de inanasım gelmiyor, benim sevdiğim bir karakterdi ne yalan söyleyeyim. Evet dizinin son sezonuna kadar izlendi ama “Asher ölmeseydi.” demekten de alıkoyamıyorum kendimi. Peki, Keating’in cenaze sahnesine ne demeli? En son Keating ismini de değiştirerek uzaklaşıyordu oralardan. Cenaze sahnesinin de Keating’in iz bırakmak istemeyişinden dolayı oluşu geliyor akıllara ama sonra da diyorsunuz ki, “Keating bu ya, gitmiyordur, gitmez, vardır onun yine bir planı.” Sanırım ben mutlu bir son istiyorum bu dizi adına ama öyle olursa da tadı mı kaçar dizinin bilemiyorum. Kendi düşüncelerimi dizinin senaryosuna aktarmak isteyişimden sanırım bu tarz bir son isteyişim, ama senaryoyu bana bırakırsak kimse ölmezdi büyük ihtimalle, senaryoyu benim ellerime bırakmadıkları iyi olmuş 🙂

Valla ne diyelim, sabırsızlıkla bekleniyorsun 3 Nisan… Neler getirir neler götürür bilinmez ama heyecanlı bir son virajın bizi beklediği belli bence. Final sezonundan sonra neler olmuş neler bitmiş bir daha analiz etmek dileğiyle…

İzleyen, izlemeyene söylesin, son sezona hala yetişebilirsiniz 🙂

İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0
Elif Odabaşı

Elif Odabaşı tarafından oluşturuldu

1997 yılında Bursa’da doğdum. Şu an KTO Karatay Üniversitesi, Odyoloji bölümü öğrencisiyim. Yeni şeyler öğrenmeyi, gezip görmeyi, sevdiklerimle vakit geçirmeyi ve yazmayı çok severim. Bütün bunları yaparken kahve bana kesinlikle eşlik ediyordur. Bir de kedileri severim. Çok! Kedileri ne kadar çok sevdiğimi, yazı yazmaya ve kahveye olan düşkünlüğümü biliyorsanız beni tanımaya başlamışsınız demektir. Hayatta yapmak istediğim daha çok şey var, tabii hayat izin verirse. İyi okumalar!

2020 Şubat ayı Netflix yayın takvimi

2020 Mart ayı vizyondaki filmler