Başlamadan belirteyim IO ya da tam ismi ile IO: Last on Earth, IMDb‘de 4.7 aldı. Benim içinse bunun hiç ama hiç bir önem yok. Eleştirebileceğimiz birçok şey var ama bu kadar berbat bir puan da gerçekçi değil. Şimdiiiiiii, başlayalım, kendi üslubumuzla. Netflix, kendi filmlerini yapmaya devam ediyor, devam da edecek ki bence bu çok iyi. Sürekli dışarı bağımlılığının yerine ara ara kendi film ve dizilerini yapması, kullanıcı isteklerini de göze alarak bir şey üretmesi çok güzel bi’ durum. Bazen iyi bazen kötü, ama genellikle belli bi’ kalitede işlere imza atıyorlar, harika. “Netflix Original” ve “A Netflix Original Series” sloganlarını çok göreceğiz, umarım daha da çok görürüz.
IO ne anlatıyor?
Öncelikle filmin konusuna bi’ değinelim istiyorum. Doktor Henry ve kızı Sam, insanların mahvettiği dünyayı kurtarmaya; tekrardan o mahvedilen ortamı temizlemeye çalışan idealist bir baba ve kızdır. Babasının işlerinden ötürü her detayı ve işlerin nasıl yürüdüğünü öğrenen Sam her şeyi tek başına yapmaya çalışır. Oksijen bile bulunmayan dünyada organik meyve ve sebze üreten, arıcılık yapan ve aşık olduğu dünyayı kurtarmaya çalışan Sam, diğer insanlar gibi tek kurtuluşun uzayda koloni kurmak olduğuna inanmamaktadır. Tüm insanlık uzaya göç ederken dünyadaki sayılı insanlardan olan Sam ve babasının projesi ve emekleri karışılık bulacak mı? Ayrıca tüm bunlarla uğraşırken Sam kendi duygularını ve yalnızlığını nasıl yönetecek?

Filmin konusu ve mesajı üzerine
Konu olarak gerçekçi ve hoş bir öyküye sahip. Eğer insanlık, dikkatsizliğe ve saçmalıklara devam ederse, devletin hırsları ve taşlaşmış kalpleri bu şekilde devam ederse bizi bekleyen gelecek de bundan farksız değil. Bundan ötürü geleceğe mesaj veren, şimdiki zaman için uyarı yapan ve ana mesajı insanların gözüne sokan filmin konusunu beğendim.
Çin, şu dönemlerde uzayda bitki yetiştirmeyi deniyor, bildiğim kadarıyla NASA buna başladı. Elon Musk‘ın uzaya taşınma ve roket gönderme projeleri yine bu tarz gelecek kaygılarından ötürü. Gelecek yıllarda Mars‘ta kolonileşme, yerleşme ve taşınma planlarının nedeni; bizlerin dünyayı artık sömürmesi, bize ev sahipliği yapan bu evreni yok etmemiz. Şöyle düşünün; bir ormandasınız, bi’ kulübe size ev sahipliği yapıyor. Size yiyecek, içecek ve yatak veriyor. Siz bu evi yakar mıydınız? Biz yakıyoruz. Dünyanın yenilenmeye ihtiyacı var, ben buna inanıyorum. İnsanlardan uzak birkaç yüzyıllık yalnız, dünyayı kendine getirebilir. Bunun en büyük umudunu bana şey veriyor; terk edilmiş betonarme bir yer düşünün, o betonu demir kıramazken bir çiçek veya ot, orayı parçalıyor ve orada tekrar yeşeriyor. İşte umudumuz bu! Ancak bunlara gerek bile yok. Kimyasalı, doğayı kirletmeyi ve doğala dönmeyi planlayıp, uygularsak zaten her şey düzelecek.

Benzinli araçları bırakıp elektrikli araçları tercih ettiğimizde, o gereksiz dumanlı şeyleri; yürüyen zehir sigarayı vb. şeyleri bıraktığımızda dünyamız da kendini yenilecek, tıpkı insan vücudu gibi. Ancak insanlar her ihtimali göze alıp böyle çalışmalar yapıyor, çok da haksız sayılmazlar. Aklıma Züğürt Ağa‘dan şu replik geliyor;
Dünya tapuları çoktan paylaşıldı. Bize yer kalmadı.
İster as, ister kes! Gerçekler bunlar… Bu dünyada geri kaldık ama bu tarz geleceği belirleyen şeyler için adımlar atmalıyız. Ayrıca bu dünyayı kurtarmak için de bir şeyler yapmalıyız, umarım… Daha söylenecek çok şey var ama çok da dağıtmadan devam edelim.

Kadro az ama yeterli, bence…
Başroldeki Margaret Qualley (Sam) henüz çok genç ama birçok projede görev almış durumda, ona Anthony Mackie (Micah) eşlik ediyor. Ayrıca Danny Huston (Henry) çok ufak da olsa birkaç sahnede karşımıza çıkıyor. Kadro bu kadar. Evet, az. Cast olarak film çok fazla bir oyuncuya sahip, ancak filmin konusu ve gidişatından ötürü de fazla oyuncu gerekli değildi. Ben insanların biraz da bu nedenle düşük puanlama verdiğini düşünüyorum. Sadece kadro değildir elbette, ancak bu film için çok az gelmiş gibi olabilir. Ayrıca oyunculukların çok iyi olduğunu söyleyemem, Sam yani Margaret Qualley biraz tutuk gibi gelmişti bana. Bu arada filmin yönetmeni Fransız Jonathan Helpert. Film de Fransız sakinliğinde geçiyor :). Filmin senaristleri ise Clay Jeter, Charles Spano ve Will Basanta. Bu arkadaşların birlikte çalıştığı projeler var, IMDb profillerinden detaylara da bakabilirsiniz.

Efekt yok mesaj var!
IO ile ilgili görsel efekt, uzay sahneleri vb. bekletiniz varsa olmasın, çok sade ve bütçesi düşük bir yapım gibi. Aslında bu sadeliği benim hoşuma gitti, son dönemlerde her şeyin abartıldığı, gerçekçiliğin dışına çıkan bir çok filmin aksine bu film hoşuma gitti. Asıl amacın verdiği mesaj ve gelecek kaygısı olması daha önemliydi bence. Burası beğendiğim taraflarındandı.
Ayrıca filmdeki insanların savaştığı, inandığı ve idealist olduğu sürece neleri başarabileceğini; önemli olanın inanmak, denemek ve yapmak olduğunu bir kez daha anladım.
Sona doğru..
IO beni tatmin etti, çok büyük bir puanı hak etmiyor ama verdiği mesaj ve bazı detaylarından ötürü ben 7 veriyorum, tabii ki de 10 üzerinden!
Benim son söyleyeceğim şey ise; umut edin, savaşın ve çalışın hem kendiniz hem dünya için… Üretin; fikir üretin, kitap üretin, araç üretin, teknoloji üretin… Bunları ürettiğinizde en önemli şeyi üretmiş olacağız; umudu! Hep birlikte…



