Sinemanın ana besin kaynaklarından birisi olan romanlardan uyarlanan bir başyapıt daha; Dövüş Kulübü. Başrollerini Edward Norton ve Brad Pitt’in üstlendiği Dövüş Kulübü’nde ünlü bir otomobil firmasında iyi bir işe sahip olan bir gencin başından geçenler anlatılıyor. Hayatı sadece işi ve evi arasında olan bu gencin başı, son günlerde uykusuzluk problemi ile beladadır. Problemlerinden arınmak için terapi gruplarına katılmaya başlamıştır. Her şey yolundadır ta ki orada Marla ile tanışana kadar. Marla da kendisi gibi hasta olmamasına karşın bu gruplara katılmaktadır.

Bir gün eve geldiğinde evinin ve tüm eşyalarının yanmış olduğunu görünce şok geçiren adamımız, arayacak kimsesi olmadığı için uçakta tanıştığı sabun satıcısını (Tyler Durden) arar. Birlikte bir şeyler içtikten sonra Tyler adamımızın ona vurmasını ister ve onu bu yönde kışkırtır. Ardından bir kavgaya tutuşurlar ve bu kavga kahramanımızın hayatını değiştirir. Daha sonra kahramanımız Tyler’ın yanında yaşamaya başlar ve bir süre sonra Tyler’ın önderliğinde sayıları elliyi geçmeyen bir kalabalıktan oluşan dövüş kulüplerini kurarlar. Bu kulüp üyeleri haftanın belli bir gününde toplanarak birbirleriyle dövüşmektedir. Çok geçmeden kulüp popülaritesini arttıracak ve üye sayısı hızla artacaktır.

Kulüp gün geçtikçe içinden çıkılmaz derecede derinlik kazanacaktır. Tyler hayatta aradığı ilgiyi bulamayanların buluştuğu bir kulüp yaratmıştır artık. Sınırları çok geniş olan bu kulüp dünyadaki tüketim düzenine karşı bir felsefe izlemektedir. Tyler, kahramanımızdan gizleyerek oluşturduğu “Kıyamet Projesi” ile dünyanın ekonomik düzenini bozmayı planlamaktadır.
Kahramınımız ve Tyler ilerleyen zamanlarda olaylara aynı tepkiyi vermektedir. Tyler birdenbire ortadan kaybolur ve kahramanımız onu aramak için birçok seyahate çıkar ve onu ararken fark eder ki aslında aradığı kendisidir. Bunu anlaması ile kafasında şimşekler çakar.

Dövüş Kulübü, senaryo ve yönetmenlik olarak çok etkileyici bir yapıya sahip
Kişisel görüşüme gelecek olursak; Dövüş Kulübü, senaryo ve yönetmenlik olarak çok etkileyici bir yapıya sahip. Bir kere izlemek insana yetmiyor demem sanırım açıklayıcıdır. Ayrıca filmdeki gerçekçiliğin en önemli sağlayıcılarından birisi olan ses efektlerine de değinmeden edemeyeceğim. Gerçekten örnek teşkil etmesi gereken kalitede. Özellikle de kendi dönemi filmlerle karşılaştırıldığında aradaki fark çok kolay anlaşılabiliyor. Film müzikleri de benden kesinlikle tam puan almayı başardı. Oyunculuklara ayrı bir parantez açmak gerekirse, Brad Pitt gerçekten “döktürmüş”. Edward Norton ise aklıma erkek aktör deyince neden isminin geldiğini hatırlatır bir performans sergilemiş. Yardımcı oyuncularda gayet başarılı.
müzikleri de benden kesinlikle tam puan almayı başardı. Oyunculuklara ayrı bir parantez açmak gerekirse, Brad Pitt gerçekten “döktürmüş”. Edward Norton ise aklıma erkek aktör deyince neden isminin geldiğini hatırlatır bir performans sergilemiş. Yardımcı oyuncularda gayet başarılı.

Bu saydıklarım filmin neden kült olduğunu açıklıyor. David Fincher, kariyerine altın bir sayfa daha eklemiştir bu film ile. Kesinlikle izlenmelidir. İzlemeyen bir film sever düşünememekle beraber bu filmin içinde olmadığı bir DVD arşivi de düşünemem.
Filme puanım 10/10. İyi seyirler…


