2015 yılı ABD yapımı olan ve 88. Oscar Ödülleri’nde en iyi film ve en iyi özgün senaryo ödüllerini kazanan Spotlight filminin başrollerinde Mark Ruffalo, Michael Keaton, Rachel McAdams, Liev Schreiber, John Slattery, Stanley Tucci yer almaktadır. Senaryosu Josh Singer ve Tom McCarthy tarafından yazılan, yönetmenliğini ise yine Tom McCarthy’nin üstlendiği film, izleyiciyi resmen beyazperdenin içine çekiyor. Neden mi? Bence, gerçek bir öyküye ayna tutmasından dolayı olabilir!
Evet, yanlış okumadınız. Spotlight filmi, Katolik Kilisesi’ne bağlı yüzü aşkın rahibin çocuklara cinsel istismarda bulunmasının ve bu olayların kilise tarafından örtbas edilmesinin, The Boston Globe gazetesinin araştırmacı ekibi tarafından ortaya çıkartılmasını anlatıyor. Kilisenin örtbas etmeye çalıştığı cinsel taciz ve istismar vakıalarını araştıran Spotlight ekibi, bir yıla yakın bir süre boyunca konu üzerinde çalışıyor. Ekip, mağdurlar ve skandala karışan kişi ve kurumlarla iletişime geçiyor, daha önce yapılmış haberleri inceliyor, mahkemeye taşınan olayları araştırıyor ve habere ilişkin bilgi ve belgeleri elde ettikten sonra gazetecilik tarihine geçen söz konusu skandal ile ilgili haberi yapıyor. Tüm bu okuduğunuz süreç ise 2015 yılında Spotlight ismiyle beyazperdeye taşınıyor.

Öncelikle belirtmek istiyorum ki; film, ‘şöyle başlıyor, böyle bitiyor’ tarzında bir yazı okumayacaksınız. Direkt olarak, filmin gazetecilik anlamında kırılma noktalarına değineceğim. Öyleyse başlayalım!
Gazetecilik nedir?
Evet, başlıkta da okuduğunuz gibi sahiden gazetecilik nedir? Siyasi eylemlerin yahut propagandaların olduğu bir dönemde kamuoyunu, sokağa dökülmüş olan insanlara karşı kışkırtmak mı? Yoksa gündemi bir anda değiştirerek kamuoyunun ilgisini sözde haberlere çekmek mi? Ya da iktidarların çıkarlarına göre sansasyonel habercilik yapmak mı? Evet, bu sorulara verdiğiniz yanıtlardan tatmin olmadıysanız eğer tam da bu sorunun cevabını içinde barındıran bir film analizini okuyor olacaksınız; Spotlight!

Her meslek grubu gibi gazeteciliğin de kendine özgü nitelikleri vardır. Bu niteliklerden en önemlisinin ise gazeteciliğin, kamuoyunun yararına hizmet edilmesi olduğunun altını çizen Spotlight filmi; ayrıca kamu yararının oluşabilmesi için gazetecinin hazırlamış olduğu haberin, toplumu bir adım ileriye götürmesi yahut yararlı tartışmaları harekete geçirmesi gerekmekte olduğunu da hatırlatıyor.
Ayrıca filmin en değerli yanlarından biri ise gazetecileri bir kahraman olarak göstermemiş olmasıdır. Aksine film, “Gazeteciler görevlerini etik kodlara uygun şekilde yapmazlarsa ne olur?” sorusunu yanıtlamakta ve gazeteci kimliğinin toplumu uyandırmada anahtar role sahip olduğunu vurgulamaktadır.

Spotlight ve gazetecilikte kilit noktalar
Gazeteciliğin en önemli kilit noktalardan biri olan ve filmde de başarılı bir şekilde işlenmiş olan gizlilik ilkesine istinaden gazetecinin her şeyden önce, üzerinde çalıştığı haber ile ilgili mevcut bilgileri üçüncü kişiler ile paylaşmaması gerektiğine dair bir reflekse sahip olması gerekir.
Filmde de gazete bünyesinde özel dosya haberleri hazırlayan ekip, araştırmalarını büyük bir gizlilik içerisinde yürütmektedir. Aynı zamanda hiçbir gazete üyesinin, en yakınındaki kişilerle dahi bilgi paylaşımında bulunmadığı dikkat çekmektedir. Örneğin, Sacha isimli karakter akşam yemeğinin ardından mutfağı toplarken, eşi ona araştırma dosyası ile ilgili sorular sorar. Ancak Sacha, eşine dosyanın detayları ile ilgili bilgi vermekten kaçınır.

Bir başka örnek ise The Boston Globe gazetesinin başında olan Stewart, görevinden ayrılırken yapılan veda merasiminde mesai arkadaşı Robby, Stewart’a uzun meslek hayatının sonucunda ne öğrendiğini sorar. Stewart ise bu soruya, bir eli ile ağzını kapatarak, diğer elinin işaret parmağı ile de bu soruya yanıt veremeyeceği anlamına gelen bir işaret yaparak yanıt verir. Film, tam da bu noktada gizlilik ilkesi ile ilgili olarak gazetecilik mesleğinin içeriğine dair önemli bir mesaj paylaşmaktadır. Elbette Stewart, uzun meslek hayatı boyunca sayısız haber yapmış ve bu haberler kendisine geniş bir bilgi birikimi olarak geri dönmüştür. Ancak Stewart’ın en yakın mesai arkadaşına dahi bu birikimle ilgili en ufak bir paylaşımda bulunmaması gizlilik ilkesi bağlamında dikkat çeken bir noktadır.
Zaman ve mekânın önemi
Filmin gazetecilik pratiklerine ilişkin diğer bir kilit noktası ise Spotlight ekibinin konuyla ilgili araştırmalarını yaparken zaman ve mekân kavramlarına bağlı kalmamasıdır. Öyle ki Spotlight ekibi üyeleri Robby, Sacha, Mike ve Ben, mesai saatleri ve gazete binası dışında da araştırmalarına devam etmektedirler.

Temas ve mesafe ilişkisi
Ünlü Fransız gazetesi Le Monde’un kurucusu Hubert Beuve-Mery gazetecilik mesleği ile ilgili olarak temas ve mesafe bağlamında şöyle der; “Gazetecilik, temas ve mesafe mesleğidir.” Gazetecilik, Mery’nin de dediği gibi gerçekten böyle bir meslek midir? Kesinlikle. Şöyle ki, bir gazeteci haber kaynakları ile sürekli temas halinde olması gerekir. Ancak bu temas sırasında da haber kaynağıyla belirli bir mesafeyi korumak zorundadır. Çünkü mesafeye dikkat edilmez de kaynaktan çok uzaklaşılır ya da aksine çok yaklaşılırsa haber yapılamaz. Gazeteciliğin kilit noktalarından olan bu durum ise ülkemiz gazetecilerinin temel sorunudur. Tam da bu noktada Spotlight filmi temas-mesafe ilişkisine adeta ayna tutuyor.

Din ve ideoloji üzerine
Din kavramı, toplumları koyun sürüsü gibi gütme konusunda iktidarların en büyük silahı olmuştur. Bu anlamda din insanları tarihsel süreçte neredeyse dokunulmaz olarak konumlandırılmıştır.
Bu noktada Spotlight araştırma ekibi, asıl amaçlarının kesinlikle dini alt etmek değil, sistemi değiştirmek olduğunu pek çok kez dile getirmiştir. Nitekim filmi izleyeceğiniz vakit de şahit olacağınız üzere kilise, taciz olaylarından haberdar olduğu vakit hemen duruma müdahale etmeye çalışıyor ve halka açık olan belgeleri yok ediyor. Yani bir anlamda din insanları, hem çocuk istismarı yapıyor hem de bunu saklamak için çabalıyor. Bu yönden bakıldığı zaman din kavramı, filmde hem iyi açıdan hem de kötü açıdan lanse edilmiş oluyor. Bunu bir örnekle taçlandırmak gerekirse filmde başpiskoposun bile istismarların farkında olduğu ve buna rağmen hiçbir şey yapmadığı anlatılıyor. Aynı zamanda söz konusu istismarla ilgili olarak önemli dosyaların halka açık olması emrini veren yargıcın İrlanda kökenli bir Katolik olduğu da vurgulanıyor.

Sonuca doğru giderken şunu da ayrıca not düşmek istiyorum; filmde konu edildiği gibi, ahlaki öğretilerin arkasına sığınarak toplumu yozlaştıran dini kurumlar, Türkiye’de yaşananları da akla getiriyor. Şöyle ki; geçmiş yıllarda Diyanet İşleri’nin sitesinde, babanın öz kızına şehvet duyması ile ilgili olan soruya verilen yanıt, ülkemizde çocuk istismarının önünün ne yazık ki bu tür dini kurumlarca açılabildiğini göstermektedir. Tabii gazetecilerin bu kurumları eleştirmesi halinde mahkemelerde çürüyeceklerini söylemek de hiç zor değildir, neyse. Bu konuyla alakalı olarak filmde geçen bir sahnede cinsel istismara uğrayanların avukatlığını yapan Mitchell Garabedian, altını çizdiği şu söz ile her şeyi özetlemiş oluyor aslında;
Bir çocuğu yetiştirmek için koca bir köy gerekir, bir çocuğa tecavüz etmek için de.
Sonuç olarak, Spotlight filmi seyirciyi sinemasal teknikler bağlamında doyuma ulaştırmamış olsa da din, toplum ve iktidar üçgeninde sonuçları ne olursa olsun, gazetecilik pratiklerinin kamuoyu yararına ve etik kodlara uygun şekilde uygulanabileceğinin somut bir örneği olmuştur. Velhasıl, Spotlight filminin neden izlenmesi gerektiğini soranlar olursa da bu konu, bana göre iki noktadan ele alınmalıdır. Öncelikle gazetecilik mesleğinin, sanıldığının aksine ne kadar da büyük bir öneme sahip olduğunu anlamak, ikincisi ise kilise gibi kurumların ahlak ve din arkasına sığınarak ortaya çıkardığı yozlaşmayı görebilmek. Unutmadan, bu başlıkların her ikisi de filmi izlerken ülkemizde yaşananları da görmenizi sağlayacak! Öyleyse şimdiden iyi seyirler…


