Yönetmenliğini Tom McCharty’nin yaptığı Spotlight (2015) filmi, çocuk istismarı konusunu ele alıyor. Yerel bir gazete olan The Boston Globe’da yeni çalışmaya başlayan editör Marty Baron (Liev Schreiber) ve Spotlight ekibi bu konuyu araştırıyor.
Spotlight bölümünün editörü Walter ‘Robby’ Robinson (Michael Keaton) ve araştırmacı gazeteciler Sacha Pfeiffer (Rachel McAdams), Michael Rezendes (Mark Ruffalo) ve Matt Carroll (Brian d’Arcy James) olayı araştırdıkça daha büyük bir yozlaşmanın var olduğunu fark ederler ve Katolik Kilisesi’nin görmezden geldiği, aslında tüm toplumu etkileyen bu skandalı ortaya çıkarmaya çalışırlar.

2016 yılının En İyi Film Oscar Ödülü‘nü The Revenant alması beklenirken, Spotlight’ın aradan sıyrılıp bu ödüle layık görülmesi belki de birçok sinemaseveri şaşırtmıştı. Ancak Spotlight’ı sadece bir film olarak değil, içinde yatan birçok alt metni de görüp öyle izleyenler, neden Oscar aldığını net bir şekilde anlayabilirler.
Soluksuz izleyeceğiniz yapıtlardan biri olacak!
Spotlight, Türkiye’de olduğu gibi dünyada da cemaatlerin ve dinin ne kadar büyük bir gücü olduğunu ve bu güç sayesinde toplum gözünde ahlak dışı eylemlerin bile üstünün kapatılabileceğini anlatıyor.
The Boston Globe gazetesinin editörünün değişmesi üzerine yeni editör olarak işe alınan Marty Baron’un daha önce üzeri örtülen kiliselerde yaşanan çocuk istismarlarının yeniden araştırılmasını istemesiyle başlayan Spotlight, soluksuz izleyeceğiniz yapıtlardan biri olacaktır. Ellerinde bulunan diğer tüm davaları bırakarak, araştırdıkları çocuk istismarları konusu sadece belli bir bölgede değil, küresel çapta bir olay.

Herkes bir şeyler biliyordu, ama kimse bir şey yapmadı!
Spotlight ekibinin üstlendiği bu çarpıcı olay daha önce birçok gazetenin ve hatta onların bile görmezden geldiği bir konu. Konunun hassasiyetliği ile birlikte “Hepimiz suçluyuz, herkes bir şeyler biliyordu, ama kimse bir şey yapmadı” mesajı iyi bir şekilde veriliyor.
Toplum olarak zaman zaman çeşitli olaylara tanık oluyoruz. Ancak bizi yaşam standartları ve çevresel faktörler etkiliyor. Susmak, bastırılmak zorunda kalıyoruz. Şöyle bir gerçek var ki; ‘Sen susarsan, ben susarsam, biz susarsak sesimizi kim duyacak?’ Daha sonra ‘biliyordum ama susmak zorundaydım’ olayı yaşanıyor. Susma, bastırılmaya müsaade etme. Aslında film biraz da bu yönüyle izleyicilere sesleniyor.

Oldukça sağlam bir film ve çok çarpıcı sahneleri var
Böylesine hassas bir konunun basit ve etkileyici bir şekilde anlatılmasını müthiş bir beceri olarak yorumluyorum.
Filmin ikinci yarısının nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile. Ekibin yaptığı derinlemesine araştırma ve bulduğu ipuçlarının yapboz parçaları gibi birbirine oturuyor. Olay gitgide daha da vahim bir hal alıyor. Yapılan tüm çalışmalar ve haberlerin derlenip gazetenin çıkarılmasıyla halk, gerçekle yüz yüze geliyor.
Spotlight’ın susmak bilmeyen telefonları ile umulmadık bir anda film maalesef sona eriyor. Suçluların cezalandırılmış olmasını beklerken filmin sonunda çıkan metinde Kardinal’in Roma’ya atandığını görünce insanın içinde burukluk oluşuyor.
Spotlight’ın kurgusal değil de yaşanmış bir olaydan esinlenerek perdeye aktarılması da, filmi etkileyici kılan farklı yönlerinden biri. Ana konudan bahsetmiyorum, ancak parçalar halinde herkes filmde, kendinden bir an bulabilir.

Filmde anlatılanlar günümüzün gerçeği
Yönetmen, sabırsız, meraklı ve öğrenmek için kendini paralayan iyi bir gazeteci tipini çok iyi ele almış. Cesurca anlatmak istediğini anlatıyor ve bunu kesip senaryoyu değiştirmeden yapıyor.
Günümüzde gazetecilik mesleği oldukça zor koşullarda yapılıyor. Basın özgürlüğü kalmadı ve gazeteciler devamlı bastırılmaya çalışılıyor. Bunun yanı sıra dijital medya da ön planda. Bu da beraberinde masa başı gazeteciliğini getiriyor. Çünkü bültenler hazır geliyor ve araştırmacı gazetecilik kavramı oldukça aza indirgeniyor. Haliyle internet siteleri arasında rekabet oluşuyor ve tıklanma uğruna haberler okunmadan ve düzenlenmeden sitelere yüklenebiliyor. Ancak film, tüm bu kargaşalardan uzak ve gerçek gazetecilik adına sahneler barındırıyor.
Din kisvesi altında çocuklara yapılan bu iğrençliğin göz ardı edilmesi, bilen kişilerin bile kilisenin kutsal bir yer olduğunu söyleyip üzerinin kapatılması, mağdur ailelerin para ile susturulması, çocukların utancından konuşamaması filmin anlattığı olaylar olsa da, aslında günümüzün de bir gerçeği. Bu yüzden Spotlight bir film değil de, dünyanın çirkin yüzünü gösteren bir ayna.

Spotlight: Sinemasal özellikler
Teknik açıdan Spotliht’a bakıldığında başarılı bir iş olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sahnelerdeki duygusal anlatımı, kamera açıları da çok iyi destekliyor. Görüntü yönetmenin de kusursuz bir iş çıkardığı, film izlenince çok iyi anlaşılıyor. Filmin olay örgüsü ve sahneler arasındaki geçişlerin uyumu da kurgudaki başarının göstergesi.
Karakterler ve seçilen oyuncular arasındaki uyum da filmi başarılı kılan yönlerden biri. Filmdeki iyi ya da kötü karakterler, oyuncular tarafında hem duygu hem de oyunculuk yönünden çok iyi perdeye yansıtılmış. Özellikle Robby karakterini çok başarılı şekilde oynayan Mark Ruffalo da es geçilmemesi gereken oyuncuların başında geliyor. Filmin kötü yanı olarak söylenebilecek tek şey; karakter sayısının fazlalığı.
Sonuç olarak…
Spotlight bizlere araştırmacı gazeteciliğin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Ayrıca gazeteci adayları ve gazeteciler mutlaka bu filmi izlemeli diye düşünüyorum. Toplumun farkında olmadığı olayları veya ört pas edilen şeyleri gözler önüne sermesi ve konunun cesurca işlenmesi, günümüzde basın özgürlüğünün yeniden sorgulanmasını hatırlatıyor. Hafızalara kazınan bir film olacağından eminim.


