1998 yapımı Her Şey Çok Güzel Olacak, yönetmenliğini Ömer Vargı’nın yaptığı, senaryosunu Ömer Vargı, Hakan Haksun ve Cem Yılmaz’ın yazdığı, başrolde ise Cem Yılmaz ve Mazhar Alanson’un yer aldığı dram, macera ve güldürü filmidir.
Altan (Cem Yılmaz), karıştığı kavga sırasında yıllardır görmediği kardeşi Nuri (Mazhar Alanson) ile karşılaşır. Nuri’nin çalıştığı ecza deposunu, uzun süredir açmayı planladığı bar için bir para kaynağı olarak görür. Çeşitli uğraşlardan sonra Nuri’ye tekrar yakınlaşmayı başaran Altan, farkına varmadan hem kendisini hem de Nuri’yi tehlikeli maceraların içine sürükler. Nuri ve Altan, her şeyin çok güzel olacağı umuduyla yaşamla mücadeleye devam ederler. Ancak bu mücadele içerisinde unuttukları önemli detaylar vardır.
Her Çok Güzel Olacak, Cem Yılmaz’ın ilk kez oyunculuk deneyimini elde ettiği ilk filmi, Mazhar Alanson’un ise ikinci filmidir.
Mazhar Alanson bu filmde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (20. Siyad Türk Sineması Ödülleri) ödülünü alırken, filmin unutulmaz müzikleri de En İyi Müzik (20.Siyad Türk Sineması Ödülleri) ödülüne layık görülmüştür.
Filmde Nurgül Yeşilçay da var! Hastane sahnesinde birkaç saniye hemşire rolünde görülen Nurgül Yeşilçay henüz bu kadar meşhur olmamıştı.
Her Şey Çok Güzel Olacak filminin unutulmayan replikleri
Altan: “Elimde bir iki tane ilaç falan bir şeyler var, kime sorsak onları, kime satarız ya?”
– “Eczacıbaşı’na sordun mu?”
+ “Ona değil de Mickey Mouse’a sordum, annene çok selam söyledi”

Baba: “Elin boş g*tün yaş gelmişsin yine, ağzım zehir gibi oldu. Bi çikolata bile almamışsın”
– “Pişmaniye getirdim baba”
+ “Pişmaniye getirmişmiş. Sen babana götünde ki kıllar pişmaniye gibi mi oldu diyosun?”

Nuri: “Güzelliğe bak, gözlere bak Altan”
Altan: “Göz diyorsun, iki tane çizgi var orada”

Altan: “1- Barı açıyorum 2- Ayla’yla aramı düzeltiyorum 3- Babamı da yanıma alıyorum. Olay bitmiştir!”

“Siz sahiden kardeş misiniz abi ya?”
Altan: “Kardeşiz..”
-“Hiç benzemiyorsunuz.”
Altan: “Benzemeyiz aslında benim kemik yapım daha bi İtalyandır. Boncornoo comestaii…”

Altan: “Günaydın Bedriye Abla. Kapıcıyı doğradım da bizim. Fazla poşet var mı sende?”

“Bilemiyorum Altan… Bilemiyorum”

Baba: “Sahtekarsın sen sahtekar! Seni sildim defterden.”
– Nuri: “Niye baba?”
+ Baba: “Sildim. Canım istedi sildim. Defter benim değil mi?”

Altan: “Sen de hiç destek olmuyorsun kocana, Allah Allah!”
– “Neyine destek olacağım be neyine? İki tane tabureyle mi açacaksın barı?”
+ “Kızım tabure barın belkemiğidir ya!”

Altan: “Adı ne abi bunun?”
– “Hüseyin.”
+ “Hapın, hapın?”
– “Oğlum, kafan kıyak mı senin? Üzerinde yazıyor, okusana.”

Altan: “Tolga Bey’le görüşecektik.”
– “Tolga Bey taburcu oldu efendim.”
+ “Taburcu mu oldu, nasıl ya? Komada olacaktı kendisi, bizim mutlaka görüşmemiz lazım.”

Altan: “Var mı böyle bir şey ya? Benzin döküp adam yakılır mı? Abi yapmayın ya!”

Nuri: “Hep senin yüzünden.”
– “Ne benim yüzümden be?”
+ “Tabii senin yüzünden. Ben mi topladım mafyayı başımıza, sen sebep oldun!”
– “Ben sebep oldum tabii. Çinli karıya da ben sebep oldum. Var mı?”
+ “Bana bak, karı marı diye konuşma. O bildiğin herhangi bir kadın değil.”
– “Ben de her hangi bir adam değilim. Tamam mı? Kardeşinim senin.”
+ “Maalesef kardeşimsin, evet. Acı ama gerçek.”

Altan: “Ama en azından hayattayız. Bu da bir şey be abi.”

Altan: ”Benim babam nasıl ölür ya…”

Nuri: “Sen insan değilsin biliyor musun? Sen insan suretinde bir hayvansın”

Nuri: “Tam hayatımı düzene sokmuştum ya”
Altan: “Ben çıktım karşına değişti işte hayatın”



