in , ,

Olmuş bu.Olmuş bu. Bayıldım!Bayıldım! Oha!Oha!

Kar Küreyici: Kapitalizmin izleri

Ağır politik mesajlar ile sert toplumsal eleştiriler barındıran Kar Küreyici (Snowpiercer), son yılların en başarılı filmlerinden sayılabilir.

İnsanoğlunun gelecek kaygısı için yaptığı deneysel çalışmalar felaketi doğuruyor. Dünyanın dengesini bozan bu çalışmaları ele alan, post-apokaliptik (Kıyamet sonrası bilimkurgu) biçimde konuyu işleyen Güney Koreli yönetmen Bong Joon-ho, 1982 tarihli Le Transperceneige adlı çizgi romandan uyarladığı Kar Küreyici (Snowpiercer) adlı filmi 2013 yılında beyazperdeye aktarıyor. Film Güney Kore’de en çok ilgi görenler listesinde bulunuyor. (2013, Güney Kore filmi, 9 milyon 341 bin seyirci)

Film küresel ısınmayı önlemek için atmosfere fırlatılan bir yapay soğutucunun dünyayı buzlar altında bıraktığı karamsar bir his ile gelecekte geçiyor. Bir avuç insanın kaldığı dünyada, dışarıda yaşam koşullarının imkânsızlığı nedeniyle önceden planlı bir şekilde tasarlanmış trenin içinde yaşamaya çalışılıyor. İçerisinde ağır politik mesajlar ile sert toplumsal eleştiriler barındıran ve teknik açıdan da kendine hayran bıraktıran Kar Küreyici, son yılların en başarılı filmlerinden sayılabilir.

Kar Küreyici

Kar Küreyici: Başrol başarısı

Tren içerisindeki devrimi başlatan ve tren arka kısmını peşinden sürükleyen isim, şimdilerde Kaptan America olarak tanıdığımız Chris Evans. Kendisi toplumsal her kalkışmanın bir lideri olur. Bu nedenle Chris Evans, karaktere kattığı hırs ve öfke ile müthiş bir oyunculuk başarısı göstererek, ben liderim mesajını net şekilde veriyor. Başrol karakterimiz ruhsal ve psikolojik anlamda çaresizliğin ortasında kalmış olsa da ve bütün imkânsızlara rağmen karanlık ortasında bile umut ışığının her zaman olduğunu izleyiciye aktarıyor.

Başrolümüz lokomotifin ilk vagonuna gidebilmek için canla başla mücadele ederek sisteme olan isyanını öfkesiyle gösteriyor.

Kar Küreyici

Kar Küreyici: Kapitalizmin izleri

Chris Evans’ın bu kadar öfke dolu olmasının sebebi tren içindeki kapitalist sistem ve toplumsal sınıf ayrımıdır. Tren içerisinde sınıfsal bir gerçek ele alınıyor; ön kısım, orta kısım ve arka kısım.

Arka kısım (trenin en son vagonu) bir avuç kalan insan içerisinde fakir olan bir grup insanı temsil ediyor. Ezilen bir toplumu göstermeye çalışılan arka kısımda ayaklanma gerçekleştirmek için çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmalar sırasında küçük çocuklar zorla alınıyor ve nereye götürüldükleri bilinmiyor. Toplumun en alt tabakası anlatılmaya çalışılırken içerideki yoldaşlık ve kardeşlik duygusu ön plana çıkartılıyor.

Kar Küreyici

Orta kısım içerisine gelince; farklı grupların oluşturulduğu vagonların birinde üretim sistemi gösteriliyor. Tren içerisinde tarım çalışmaları, besin zincirinin ana halkasını oluşturuyor. Sistemin tam ortasında kalan üretim, alt tabakanın üstünde bulunuyor. Fakir ve yoksullar bu üretimden faydalanamıyor.

Ön kısma doğru yaklaştıkça bir vagonda eğitim sistemi gösteriliyor. Arkasından bir eğlence mekânı olan vagona geçiliyor. Bir sonraki vagonda ise zenginler bulunuyor.

Kar Küreyici

Lokomotif ilk vagonu ise tren yöneticisi yani iktidarın merkezini oluşturuyor

Tren sınıfsal bir şekilde tasarlanmış ve kapitalizmi en iyi şekilde uygulamaya çalışmak için gerekli tüm önlemler alınıyor. Ama burada halkın bilinçlenmesi ve arka kısım insanlarının ayaklanma gerçekleştirmesi karşısında Lokomotifin lideri (iktidar) şiddet kullanmak zorunda kalıyor. Bugün iktidarların ideolojik aygıtlar[1] ile beraberinde başvurdukları ilk adres baskı aygıtları[2] olmaktadır. Althusser’in bu yaklaşımına göre devletlerin askeri ve polis müdahalesi ile topluma baskı uygulanarak, devrim başlatan direnişçileri kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. Tren içerisinde de böyle hiyerarşi düzen oluşturulmuş ve fakir sınıf silah zoruyla kontrol altında tutulmaya çalışılmıştır. Bu başkaldırışın ve isyanın üstesinden gelemeyen asker, halkın aşama aşama vagonları ele geçirmesiyle devam ediyor.

Kar Küreyici

Film içerisinde yaşanmakta olan fakirliğin ve zenginliğin, kurulan sistemden kaynaklı olduğu gösterilmeye çalışılıyor. Kapitalist toplumlarda üretimi gerçekleştiren halkın kazancı sermaye sahipleri tarafından belirleniyor. Üretilen kazancın artı değeri[3] sermaye sahibine kalırken, üretici olan halk maddi ve manevi anlamda kısıtlı imkânlar içerisinde hayatta kalmaya zorlanıyor.

Film içerisinde şiddetin çok olduğunu görebilirsiniz. Bunun asıl sebebi ise kapitalist düzenin bireyi kin ve öfkeye sevk ettiği, böylece kişinin ruhsal kimlik bozukluğu yaşayabileceği anlatılmak isteniyor. Filmde Hollywood etkisi görmek ise konu gereği vermek istediği mesajla ters düşüyor gibi görünüyor. Fantastik film başlığında açılan kan dolu aksiyon sahneleri sürekli karşımıza çıkıyor. Bu nedenle klasik Hollywood anlayışı hâkim diyebiliriz.

Kar Küreyici

Kar Küreyici: Kan ve kaos

Tren içerisinde yaşanan kaos aslında geleceği anlatıyor gibi gözükse de kapitalist sistemin savaştan beslendiğini bizlere gösteriyor. Kapitalist toplumlarda üretim zincirinin temelini oluşturan halkı hep uyutmak ve bilinçsizce yaşamaları hedeflenir. Özellikle birlik beraberlik adı altında üretimi sürekli hale getirmek isteyen iktidar, aynı zamanda kendilerine karşı bir kalkışma gerçekleşmemesi adına daima bireyi uyutma yöntemini seçer. Bu sebeple toplumu kontrol edebilir bir hale getirerek istenilen ideolojiyi hâkim kılmayı başarır.

Kar Küreyici

Kar Küreyicisi: Ekolojik düzene müdahale

Film konu gereği sadece toplumsal ve kapitalist sisteme eleştirisi ile sınırlı kalmıyor. İnsanoğlunun ekolojik sisteme verdiği zarar da anlatılıyor. Bu, günümüz sorunlarının en başında geliyor. Dünya iklimi değişiyor, küresel ısınma giderek artıyor. İnsanoğlunun yaptığı deneysel çalışmalar, kimyasal üretimler, atılan pis atıklar, fabrika bacalarının kimyasal gazları, ekosistemin değişimine neden olup küresel ısınmanın nedenleri oluşturuyor. Film içerisinde insanoğlunun neden olduğu küresel ısınmaya karşı tekrar bu sefer dünyanın artan ısısına çözüm bulmak isteniyor. Bu çözüm felaket ile sonuçlanıyor. Dünya buzul çağını yaşamaya başlıyor. İnsanların dışarıda gezemediği bir dünya felaketi yaşanıyor.

İnsanoğlu, felaketin önce sebebi sonra sonucu oluyor; Dünyanın sonunu kendi ellerimizle hazırlıyoruz…

Kanadalı astrofizikçi Hubert Reeves’in çok güzel bir sözü ile yazımı bitiriyorum:

Doğayla savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak kaybedeceğiz.


Marksist düşünür Louis Althusser’e göre devlet, yönetileni önce ikna sonra da fiziki baskı ile belirli bir alan içinde tutar. Bu konuda devlete yardımcı olan bazı araç ve uygulamalar vardır. Devletin 1.Baskı aygıtları; polis, ordu, hukuk kuralları, mahkemeler ve hapishaneler, devletin 2.İdeolojik aygıtları ise aile, toplumsal çevre, gelenek ve görenekler, din kuralları, eğitim kurumları, sendikalar, üniversiteler ve kitle iletişim araçlarıdır.

3.Artı-değer, işçinin emeğinin, işgücünün değerinin üzerinde yarattığı ve kapitalist tarafından karşılıksız olarak el konulan değerdir. Artı-değer yasası, kapitalizmin ekonomik temel yasasıdır. (Politik Ekonomi Ders Kitabı s. 169)


İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Yorum Bırak
  1. Filmi izlememiştim. Yazıyı okuduktan sonra dikkatimi çekti ve filmi izledim. Film çok güzeldi. Anlatılanları bilince konuyu daha güzel kavrayabiliyorsun.
    Fakat yazıya tek eleştirim filmin içeriğine değinilmemiş olması, fazla bahsedilmemiş olması…

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0
Ayberk Düzcan

Ayberk Düzcan tarafından oluşturuldu

1994 Elazığ doğumluyum. 2013 yılında Kastamonu Aytaç Eruz Anadolu Lisesi’nden mezun oldum. 2014 yılında Akdeniz Üniversitesi Gazetecilik bölümünü kazandım. Şu anda yüksek lisans eğitimi için çalışıyorum.

Film izlemek mi, kitap okumak mı?

Kız: Bir cinsel kimlik mücadelesi