in ,

Olmadı ya.Olmadı ya. Olmuş bu.Olmuş bu.

Film izlemek mi, kitap okumak mı?

Film izlemek mi, kitap okumak mı? Yıllardır tartışılan konuyu bir de biz açıyoruz: Bir eserin kitabını okumak mı, filmini izlemek mi?

Film izlemek mi, kitap okumak mı? Bir eserin kitabını okumak mı, filmini izlemek mi? Bana kalırsa bu sorunun net bir cevabı yok. Ancak toplumumuzdaki kitap okuma oranları göz önüne alınırsa, maalesef ki kitapların çok tercih edilmediği gözler önüne seriliyor.

Film izlemek mi, kitap okumak mı?

Oysa bir eserin kitabını okumak ve filmini izlemek arasında farklar var. Kitap, anlatmak için kâğıdı ve sözcükleri kullanır, film ise oyuncuları. Birisi diğerinden kesin bir çizgiyle ayrılır demek pek mümkün değil bu yüzden. Kişiden kişiye değişir. Ama en başında şuna da bir açıklık getireyim; karşılaştırdığım şey “film izlemek” ve “kitap okumak” değil, aynı eserin “kitabını okumak” ve “filmini izlemek”. Bana soracak olursanız ikisinin de ayrı ayrı keyfi var. Kitapta anlatılan karakteri kendi hayalinizde canlandırırsınız, filmde ise hayal edilmiş olanı izlersiniz. Bu açıdan düşündüğümüzde kitap okurken karakterleri kendi hayalimizde canlandırmak, binaları, dükkânları, sokakları hatta o sokaklarda yürüyen insanlardan tutun sokakta dolaşan kediye kadar her şeyi kitabın içeriğiyle birleştirerek kendi zihnimizde tasarlamak çok daha güzel aslında.

Kitap okumak mı, film izlemek mi?

Burada çok sevdiğim yazarlardan biri olan Sarah Jio’nun kitaplarından örnek vermek istiyorum…

Jio, kitapları yazarken anlattığı yerde bulunuyor çoğunlukla. Yüzen evlerle ilgili bir kitabını okumuştum mesela. (bkz: Gündüzsefası.) Biraz araştırdığımda kitabı o “yüzen evlerden’’ birinde yazdığını öğrenmiştim. Jio’nun çevresini ve insanları tasviri öyle güzel ki, tabii burada çevirmenin de hakkını yememek lazım, sana anlatmak istediğini aslında tam olarak anlatmayı başarıyor. Kitabın içinde ismi geçen hiç duymadığım çiçek türleri, daha önce dinlemediğim şarkılar gibi şeyleri okurken araştırıp hayal etmesi ayrı zevkli oluyor.

Kitap okumak mı, film izlemek mi?

Bir gün Sarah Jio’nun Instagram sayfasında paylaştığı bir posta denk gelmiştim, fotoğrafın açıklamasında ise “I’ve always loved this old building in Seattle. It’s where I set the cafe in ‘Blackberry Winter’ in my mind.” yazıyordu. Çok hoşuma gitmişti bina; tam da hayal ettiğim, karakterlerin devamlı girip çıktığı o binaydı. Sanırım zihnimdekini çizmeleri için anlatsam, ancak bu kadar benzerdi. Bunun yanında Jio’nun kitaplarını okuduktan önce ya da sonra, tercihi size kalmış, Youtube kanalını da ziyaret edebilirsiniz. Çünkü kendisi, yazdığı kitaplarda bahsettiği yerleri çektiği mini videolar hazırlamış. Bu yüzden Jio’nun kitaplarını okurken, zihnimde canlandırmayı, altını çize çize okumayı keyifle yapıyorum. Hatta bunun da Jio kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

Vallahi beni bıraksanız daha cümlelerce Sarah Jio güzellemesi yaparım, filmini de izlersek hiç fena olmaz tabii.

Kitap okumak mı, film izlemek mi?

Neyse, ne diyorduk…

Kitabın yarısına gelip de ayraç koyup tekrar oraya dönmenin heyecanı ile filme play tuşuyla kaldığın yerden devam etmek farklı şeyler bence. Kitap okurken bazen düşüncelere daldığını fark edersin ama bir de bakmışsın ki çoktan birkaç sayfa okumuşsundur bile. Sonra sayfaya geri döner bir daha okursun. Ha bu demek değil ki film boyunca düşünmüyoruz. Elbette filmin içine giremeyip düşüncelere daldığımız anlar da oluyor. E filmi de geri sarabiliriz, teknoloji gelişti sonuçta, istediğiniz gibi sarıp sarıp izleyebilirsiniz. Ama bir sahneyi kaçırıp da öyle defalarca geriye sarıp izlediğimi çok nadir hatırlıyorum. Bir kitabın dalıp gittiğim o sayfasına geri döndüğümü ise net bir şekilde hatırlıyorum. İnsanız sonuçta; gün içinde yaşadıklarımızı düşünüyoruz, aklımız bir şeyde takılı kalıyor, istemli ya da istemsizce yüzüyoruz düşünce denizinde.

Kitap okumak mı, film izlemek mi?

Bir eserin kitabını okumak ne kadar zevkliyse filmini izlemek de, ki özellikle senin zihninde kurguladıklarını karşılıyorsa, o kadar zevkli geliyor aslında. Mesela şunları da çok duymuşluğum vardır: “Filmi kitabı kadar güzel olmamış ya!”, “Çok değiştirmişler, kitaptaki gibi değildi çoğu şey.”, “I-ıh, olmamış bu!” gibi bekleneni karşılamayan cümleler. Eseri, beyaz perdeye aktarırken eserlere bazı eklemeler ve çıkarmalar yapılıyor ve bu da bazen seyircinin isteğini tam olarak karşılayamayabiliyor. Aslında düşününce kitabı okuyup filmini beklemek de güzel şey. Hele ki filmin fragmanına da düşmüşsen, üstüne bir de favori aktör ve aktrislerin rollerinin hakkını vermişlerse o film senin için olmuştur. Artık sohbetlerinde filme yer verebilir, sevdiklerine izlemesi için önerebilirsin.

Kitap okumak mı, film izlemek mi?

Kitap okumanın bunca güzelliğinden bahsetmişken filmin tadından bahsetmeden geçersem olmaz tabii ki…

Film izlemenin tadı bende özellikle kış aylarında çıkıyor. Sıcak kahveni, salebini almışsın ve bir de battaniyen ve sevdiğin/sevdiklerin varsa aman dokunmasınlar bize… Kapalı havada ve geceleri ise film izlemenin yeri bir başkadır bende. Kitap içinse yine yanımda kahvemle birlikte kuşların cıvıldadığı içimi açan bir hava olsun isterim.

Böyle böyle birçok karşılaştırma yapabiliriz. Ancak tekrar telkinde bulunmak isterim, aynı eserin film ve kitabını karşılaştırıyoruz. Salt film izlemek ya da kitap okumak değil. İkisi de insana başka başka şeyler katıyor.

Kitap okumak mı, film izlemek mi?

Son olarak söylemek istediğim bir şey var;

İzlenmiş hiçbir film ya da okunmuş hiçbir kitap zaman kaybı değildir. Sonunu beğenmemiş olabilirsin, hatta ilgini de çekmemiş olabilir ancak bir film ya da kitabın sana ekstradan “bir” şey, hatta bu “bir kelime” dahi olabilir, öğretebilmiş olacağını düşününce “Keşke okumasaydım/izlemeseydim.” düşüncelerinin hepsi uçup gitmeli derim. Ben öyle yapıyorum, yapmayanlara da tavsiye ederim.

İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Yorum Bırak
  1. Yazının başından sonuna kadar objektiflikten uzaklaşmaman, konu ile alakalı başka bir bakış açısı sunman gibi onlarca farklı tebrik unsuru barınıyor. Fakat okurken sonlara doğru geldiğimde lise yıllarından hatırladığım kadarıyla senin sesinden dinliyormuşçasına bir hisse kapıldım . Belki hatta umarım gelecekte bir seminerde sahnede sen varken, aynı hitabet biçiminde etkili bir konuşmanı dinleriz. Tekrar tebrik ederim devamlılığı diliğiyle başarılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0
Elif Odabaşı

Elif Odabaşı tarafından oluşturuldu

1997 yılında Bursa’da doğdum. Şu an KTO Karatay Üniversitesi, Odyoloji bölümü öğrencisiyim. Yeni şeyler öğrenmeyi, gezip görmeyi, sevdiklerimle vakit geçirmeyi ve yazmayı çok severim. Bütün bunları yaparken kahve bana kesinlikle eşlik ediyordur. Bir de kedileri severim. Çok! Kedileri ne kadar çok sevdiğimi, yazı yazmaya ve kahveye olan düşkünlüğümü biliyorsanız beni tanımaya başlamışsınız demektir. Hayatta yapmak istediğim daha çok şey var, tabii hayat izin verirse. İyi okumalar!

Çok Uzak Fazla Yakın: Tatlı bir aşk hikayesi

Kar Küreyici: Kapitalizmin izleri