in , , ,

Bayıldım!Bayıldım! Olmuş bu.Olmuş bu. Oha!Oha!

Janset ile röportaj

Modellik, radyo sunuculuğu, dizi, sinema, tiyatro oyunculuğu gibi alanlarda başarılı işlere imza atan Janset SineTürkiye’de!

Kariyer yolculuğuna 1990’da Antalya Çizgi Tiyatrosu’nda animatörlük ile başlayıp; modellik, radyo sunuculuğu, dizi, sinema ve tiyatro oyunculuğu gibi birçok alanda başarılı işlere imza atan ve Türkiye için önemli gelişmelerden olan Oyuncular Sendikası ile BİROY Sinema Oyuncuları Meslek Birliği’nin kuruluşu arasında yer alan Janset SineTürkiye‘de!

Descartes’in de dediği gibi “Dünyanın düzeninden çok, kendi arzularını değiştirmek; bilgeliktir.” İşte hepimizin bildiği, ancak azınlığın uygulayabildiği o soyutluk, yalınlık ve bilgelik.. Janset benim için bilgeliğin vücut bulmuş halidir. Yaşantısı, attığı adımlar ve izlediği yol.. İnsanlık için çabaları ve hayat felsefesi.. Hayran olmamak mümkün değil. Kimi gerçekliği kimi insanlığımızı unuttuğumuz bu koca evrende bana insanlığın ne olduğunu, benim ne için var olduğumu hatırlamamda yardımcı olan örnek isimlerden ve benim mottom da “NEYSEN O”…

Almanya’nın Münih şehrinde doğan Janset sanat kariyerine 1990’da Antalya Çizgi Tiyatrosu‘nda animatörlük ile başlamış, ardından İstanbul’da Gaye Sökmen Ajansı’na kayıt olup, Vakko, Beymen, Cemil İpekçi gibi pek çok dünya devi markaya modellik yaptıktan sonra televizyon dünyasına atılmıştır.

1996’da Okan Bayülgen ile 90 bölüm Televizyon Çocuğu programında yer almış, 1998’de 75 bölüm Klass Magazin programını sunmuştur. Ardından ardışık senelerde Tatlı Kaçıklar, Ayrılsak da Beraberiz, Baykuşların Saltanatı, Yarım Elma, Çocuklar Duymasın, Patron Kim?, Evimin Erkeği gibi dizilerle ve Ya Sonra, Romantik Komedi, Kısık Ateşte 15 Dakika, Banyo, Neredesin Firuze gibi sinema filmleri ve kısa filmlerle kariyerini sürdürmüştür. Ayrıca 2001 yılında Radio Contact’da Neysen O programını 33 bölüm hazırlayıp sunmuştur.

Kendi gibi birçok sanatçıya uzun vadede yarar sağlayacak Oyuncular Sendikası‘nın da kurucuları arasında yer alır. Aynı zamanda Sinema Oyuncuları Meslek Birliği (BİROY) Yönetim Kurulu Başkanlığını da yapmıştır. Bugün halen sanatını icra etmekte olup, yer aldığı Romantizma isimli tiyatro oyununun gösterimi devam etmektedir. Yakın zaman önce de kendi deyimiyle sözde Ferrari’sini satıp Datça’ya yerleşmiştir.

Oldukça içten ve samimi bir şekilde diyalogta bulunduğum ve bunun dışında zaten hayranı olduğum Janset’in başarıları anlatmakla bitmeyecek türden olduğu için isterseniz röportaj kısmına geçelim. Kendisine tüm yardımları ve güzel yüreği için herkes adına teşekkürlerimi iletiyorum.


Röportaj: Janset

Seyrederken keyif alıyorsanız doğru kararlar verdim demek ki

Kariyer yolculuğunuza 1990’da Antalya Çizgi Tiyatrosu’nda animatörlük ile başlayıp; modellikten, radyo sunuculuğuna, dizi, sinema ve tiyatro oyunculuğuna kadar pek çok alanda başarılı işlere imza attığınızı biliyoruz. “Şimdiye kadar yer edindiğiniz, üstlendiğiniz tüm işlerde içinde olmaktan en çok mutluluk duyduğunuz iş/yapım neydi?” diye sorduklarında cevabınız hep “hepsi” oluyor. Nasıl oluyor bu, mümkün mü?

Gördüğünüz işler, bana yapılan onlarca teklif arasından okurken sevdiğim, güzel olacağına ve altından kalkabileceğime inandıklarım. Yani elediğim onlarca proje de olmuş. Seyrederken keyif alıyorsanız doğru kararlar verdim demek ki. Ne mutlu bana.

Türkiye için önemli gelişmelerden olan Oyuncular Sendikası ve BİROY Sinema Oyuncuları Meslek Birliği’nin kuruluşu ve gelişimi için çokça çabalar sarf ettiniz. Bugün aşılmış tüm engeller ve alınmış tüm yollara bakarak neler söylemek istersiniz?

İyi ki yapmışız. 🙂

Peki, takip ettiğiniz yerli veya yabancı diziler var mı?

Her şey geliyor geçiyor ama Seinfeld’in modası hiç geçmiyor. Hiçbir şey hakkında yapılan bir dizi her dönem bu kadar mı güncel olur! Seinfeld ve Ricky Gervais’in yaptığı ve yakalayabildiğim her şeyini seyrediyorum. Friends, Extras, Episodes diğer sevdiğim işler. Çok var da…

En sevdiğiniz 3 yerli ya da yabancı film nedir diye sorsak?

Run Lola Run nefis bir taktik. Delicatessen’in şiirselliği inanılmaz. O kadar çok film geçip gidiyor ki şu an aklımdan, üçüncüye hangisini koyacağımı bile seçemedim.

Herkesin keyfine göre bir seyir skalası yaratabiliyor olması çok güzel

Günümüzde internetin hayatın içinde fazlaca yer edinmesine hayatın artık vazgeçilmez bir parçası olmasına eş değer olarak yaygınlaşan Netflix gibi dijital platformlardan yararlanıyor musunuz? Ve bu platformların yeterlilik yararlılık ya da zararlılık gibi özellikleri üzerine neler söylemek istersiniz?

Seveceğimi düşündüğüm bir film veya diziyi, nerede ise oradan seyrediyorum. Netflix’i sürekli, Puhu ve Blu’yu projesine göre takip ediyorum. Yararlılık ve zararlılık da çok göreceli. Herkesin keyfine göre bir seyir skalası yaratabiliyor olması çok güzel. Rekabeti ve dolayısıyla kaliteyi yükseltir.

Herhangi bir şeye zarar vermediği sürece, herkes ne istiyorsa izleyebilmeli

Elbette tersine de etkisi aynı şekilde. Bu noktada da kişisel tercihler devreye giriyor. Rahatsız olduğun bir yapımı, var diye şikayet etmek bana manasız geliyor, çünkü onun da alıcısı var. Korku filmi seyretmiyor olmam onun kötü olduğu anlamına gelmiyor, benim seyretmeyi tercih etmediğim anlamına geliyor. Seveni çok. Ne diycem şimdi? Adam korkmayı seviyor, ben de sevmiyorum. Bu kadar basit. Kim kimi neye zorlamalı şimdi? Bir de neden? Herhangi bir şeye zarar vermediği sürece, herkes ne istiyorsa izleyebilmeli. Bir de biraz dürüst olmak gerekirse -ki gerekir, gerçek hayatta olan şeyler çok daha tehlikeli ve birçok olandan haberimiz yok. Acaba daha fazla mı özgürleştirilmeli? Madem herkes herkesi bu kadar merak ediyor ama umurunda değil.

Televizyonda sevgiye dair neredeyse hiçbir şey yok

Peki, televizyon ile aranız nasıl, seyrediyor musunuz?

Hayır. Televizyon aletini ekran olarak kullanıyorum. Bilgisayar ekranımız ve internet kanallarından sevdiklerimi oradan seyrediyorum. Çalışılma şekli ve lüzumsuz uzunluğu, içinde yer alma isteği uyandırmıyor. Bir de eskiden haber alma aracı idi televizyon, şimdi öyle de değil. Sürekli acı, herkes birbirini yanlış anlıyor ve bağırıyor, herkes asabi, sevgiye dair neredeyse hiçbir şey yok.

Yarışma programı severim mesela ve yerli yabancı severek seyrederim. Yabancı versiyonlarında da insanlar eleştiriliyor ama olumlu yönde -ki yarışmacı kendini bir sonraki etapta geliştirebiliyor. Yetenekleri keşfetmek, kolay yoldan ulaşabilmek ve iş sahasını genişletmek için. Yerel kanallardaki yarışmalar, aşağılama, hiçbir şeyi beğenmeme ve emeği küçümseme üzerine. Seyredemem ki. Ne ilham veriyor ne bir şey öğretiyor, sadece hissetmekten hoşlanmadığım duyguları açığa çıkarıp beni kızdığımla bırakıyor. Ne gerek var? Öyle bir insana dönüşmemek için onca zaman ve emek veriyorken…

Nasıl bir gurur ki bu, topyekün çökerken bile “daha fazla batmadan hatamızdan dönmeliyiz” dedirtmiyor?

Türkiye tarihi içerisinde geçmişten günümüze yaşanmış ancak sinemaya uyarlanmamış önemli bir olayın; tarihi, siyasi, sosyal, dini vb. sinemaya uyarlanmasını ister miydiniz? Neden?

Sinema bunun için de var değil mi? Kurulduğu günden itibaren düzenli aralıklarla darbe görmüş bir ülkenin insanı olarak henüz bir şeyleri anlatabildiğimizi düşünmüyorum. Bir taraftan, bahsettiğiniz konu başlıkları fazlaca kutsanıyor, fanatizmden yanlışa yanlış denemiyor, bir taraftan herkes çok alıngan ve sanki herkes sütten çıkmış ak kaşık da film bunu abartıyor gibi davranmak, kendimizle yüzleşememek ve en önemlisi özür dileyememek hem ülkece hem sektörce kocaman ve en önemli sorunumuz. Nasıl bir gurur ki bu, topyekün çökerken bile “daha fazla batmadan hatamızdan dönmeliyiz” dedirtmiyor? Vardır bir bilmediğim, diyorum ve seyre devam ediyorum.

Kapital sistemin dayatması bu şekilde…

Dizi, film ve TV programları gibi pek çok içerik üreten bu devasa sektörün toplum ve birey gelişimi gibi hiçbir nihai amaçla ilgisi olmaksızın ticaret güdüsü ile üretilen yapımlarının yine sayısı azımsanmayacak kitleler tarafından izleniyor ve talep ediliyor olması hakkında sizin düşünce ve yorumlarınız nelerdir?

Herkes zeka ve zevkine göre bir şey yapıyor, diğeri de seyrediyor diyorum. Çok normal değil mi bu? Beni asıl şaşırtan, insanların, çoğalması gerekliliğini savundukları içerikleri paylaşmak yerine, kendisinin ne kadar “dahi” olduğunu ispatlamak için, dalga geçme amaçlı , seyredilmesini istemediği içeriği paylaşıyor olması. Eleştirdiğin şeyin reklamını yapıyor olmuyor musun? Ayrıca tüm dünyada kapital sistemin dayatması bu şekilde. Bundan kendini olabildiğince uzak tutmak veya ilişki sınırını belirlemek senin elinde. Başkasının ne yaptığına veya yapmadığına değil de kendimin ne yaptığına odaklanıyorum daha ziyade. Daha sağlıklı geliyor bana.

Seviyorsanız yapın…

Peki, bu bağlamda üniversitelerin Radyo Televizyon ve Sinema, Oyunculuk, Sinema ve Televizyon gibi ilgili bölümlerinde eğitim görmekte olan öğrencilerine yani geleceğin yeni oyuncularına, senaristlerine veya yönetmenlerine meslek etiği açısından tavsiyeleriniz var mı?

Seviyorsanız yapın. Severek yapın. O zaman zaten gerekli saygıyı, özeni, emeği ve dikkati verirsiniz.

Son olarak bir röportajınızda söz gelimi “Ferrari’mi satıp, her şeyden uzaklaşarak Datça’ya yerleştim.” ifadesini kullanmışsınız. Datça’da günleriniz nasıl geçiyor? 🙂

Çok huzurlu, sakin, sağlıklı, temiz ve dostane…


İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0
Cansu Topçu

Cansu Topçu tarafından oluşturuldu

1993 Ankara doğumluyum. İlk üniversite eğitimim olan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İstatistik bölümünü geç de olsa isteyerek bıraktım. 2018’de Akdeniz Üniversitesi’nde Medya ve İletişim bölümüne başladım. Hayvanlarla ilgilenmekten, sinemadan ve evcimenlikten hoşlanırım. Umarım yazdıklarımın bir faydası olur. İyi okumalar…

En çok izlenen filmler: 2019’da izleyici sayısını 1 milyonun altına düşürmemeyi başarmış 13 film!

2020 Ocak ayı vizyondaki filmler