2015 yapımı belgesel filmin ismi Dinle Beni Marlon (Listen to Me Marlon). Yönetmenliği ve senaryosu İngiliz film yönetmeni Stevan Riley’e ait olan film, 20. yüzyılın en önemli sinema oyuncusu olarak gösterilen, Oscar ödüllü Amerikalı oyuncu Marlon Brando’nun hayat hikâyesini konu ediyor.
Filmde 3D bir zihin üflemi, bilinmeyen mudil bir hayat ve sinematik bir karakter olan Marlon ile baş başa kalıyorsunuz. Marlon’un yaşamının en uç noktalarını, fırtınalı özel hayatını, cehennem diye adlandırdığı çocukluğunu, oyunculuğa başladığı yılları; velhasıl doğru görünen hipnotik bir bilginin aslında öğrenilmeyen ve bilinmeyen olduğunu gösteren bir film…
Filmde ses kaydı, görüntülere o kadar muazzam bir şekilde yerleştirilmiş ki belgesel izlemini yok edilip kendinize ait bir benlik yaratımı sağlanmış. Enfes nitelikte adlandırabilecek bir yapım ortaya koymuş olan Riley, becerisini adeta belgesele yansıtmış vaziyette…
Ayrıca müzik de başarılı bir şekilde kullanılarak alt yapı oluşturulmuş ve verilen duygunun kilit noktası haline getirilmiş. Film boyunca sizi başka yönlere saptırmamak adına aynı düzeyde tempo tutturularak bakış açısını hayat kavramlarını üzerinde yoğunlaştırmış…
Geçmişin örgüsünü, aktörün hayranı olan pek çok insanın ilk defa tanık olacağı olayları, çarpıcı ve bir o kadar da herkesin yaşayabileceği izlenimin yansıtıldığı filmin afişinde şu 3 kelime yer alıyor: samimi, açık, sınır tanımayan.

Dinle Beni Marlon (Listen to Me Marlon)
Filmin başında Marlon’un şu sözleri yankılanıyor:
Yarın, yarın ve yarın…
Günden güne süzülüyor bu ufak yüze…
Kaydedilen zamanın son noktasına dek…
Bütün dünlerimiz, o tatsız ölüme doğru bütün ahmaklara ışık oldu.
Kısacık mum sönüyor. Hayat, yürüyen bir gölge.
Zavallı bir oyuncudur sahnede kibirlenip rahatsızlık veren.
Duyulmaz sesi bir daha.
Bu hikâyeyi anlatan bir aptal.
Ses ve öfke dolu ve hiçbir şey ifade etmez.
Cümleler giriş, gelişme ve sonucu açıklar nitelikte bir tartışma etkisi bırakıyor. Afiş örneklemesi gibi samimi, açık ve sınır tanımayan bir şekilde…
Yılların puslandıramadığı ikilem
Marlon, ikisi de alkolik olan sorunlu bir anne ve babanın çocuğu. Aile içi şiddetin varlığından bahseden Marlon, babasına karşı hep bir öfke barındıran ve ileride babası gibi olmak istemeyen bir çocuk. Hatta bir sahnede öfkeli bir role bürünmek için kafasında babasının annesine vurmasını canlandırıyor. Sahnede yaşadığı yılların puslandıramadığı ikilemin yansımasını anlatıyor bize. Keza bu problemli çocukluk ileride ebeveyn olduğunda da peşini bırakmayarak adeta hayatının karanlık tarafı oluyor.

Sükûnet için yalan söylüyorsunuz, huzur için yalan söylüyorsunuz, aşk için yalan söylüyorsunuz…
Oyunculuğu, yalan söyleyerek para kazanmak olduğunu dillendiren ve tek marifetinin bunu fark etmesi olduğunu söyleyen Marlon, bir de destekleyici bir örnek ekliyor sözlerine;
Eve geliyorsunuz diyelim, saat sabahın 4’ü. Viski kokuyorsunuz. Eşiniz sizi merdivenlerin başında bekliyor. ‘Anlatsam da inanmazsın canım başıma neler geldi bir bilsen!’
Zihnimiz saatte 10 bin kilometre hızla çalışıyor. Işık hızıyla yalan söylüyorsunuz. Hayatınızı kurtarmak için yalan söylüyorsunuz. Gerçek, eşinizin öğrenmesini istediği son şey.
Daha sonra sözlerine şöyle devam ediyor:
Sükunet için yalan söylüyorsunuz, huzur için yalan söylüyorsunuz, aşk için yalan söylüyorsunuz! Yani hepimiz birer oyuncuyuz. Bazılarımız bu işi parayla yapıyor.
Marlon’un bu itirafı adeta gerçeklerin dile vurumunu yansıtıyor.
Bu an, bana ait. Onu keşfedeceğim!
Oyuncu eğitmeni Stella Adler sayesinde oyunculuğa adım attığını söyleyen Marlon, her an hayalini süsleyen beyazperdede oynama isteğini de dile getiriyor. Başlarda eğitimsiz olduğu için kendisini aptal hissettiğini söyleyen Marlon, sonraları ise içinde bulunduğu zaman diliminin değerini kavrayarak ele geçiriyor ve kendini keşfediyor.

The God Father
Marlon rol aldığı projeleri değerlendirdiğinde, sevmediği halde sadece paraya ihtiyacı olduğu için oynadığı filmlerin olduğunu ve bu rollerin en başında da Candy olduğunu itiraf ediyor.
Sevdiği roller arasında ise sinema tarihinin efsanevi bir karakteri haline dönüşen The God Father film serisindeki baba rolü olduğunu söylüyor. Usta oyuncu, bu rol için verilen ödülü ise Kızılderililere gösterilen çirkin ve kötü tavırlar sergilenmesine karşı olduğu için kabul etmiyor.
Hayallerindeki yaşam: Tahiti
Özel hayatında çapkın biri Marlon. Zamanında bir manken kadınla evlenmiş ama uzun sürmeden eşi tarafından ağır ithamlara maruz kalarak olaylı bir ayrılıkla ilişki sonlanmış. Evliliğinde anne babasından kalan psikolojik sarsıntılar da sorular yaratmış.
İnsanlara olan merakını da kaybeden, geri kalan hayatını sakin ve huzurlu devam ettirmek için çocukluğundan bu yana hayalini süsleyen Tahiti’ye yerleşen Marlon büyük bir travma yaşıyor. Oğlu, kızının sevgilisini vurarak hapse düşüyor ve ardından kızı intihar ediyor.
Şimdi, bir daha uyanana kadar uyu!
Filmin sonlarına doğru sizin bile bir bitime yaklaştığını hissettiğiniz son sözler, Marlon’un dilinden dökülüveriyor:
İşte oradasın, yolun sonuna vardın. Zihnim giderek rahatlıyor, rahatlıyorum. İçimi bir mutluluk hissi kaplıyor. Şimdi bir daha uyanana kadar, uyu!


