Nymphomaniac: Sinemada cinsellik

Nymphomaniac; zengin diyalogları, çarpıcı müzikleri ve epik anlatımıyla görselden ziyade sözsel anlatımıyla değerlendirilmesi gereken bir film.

Sinemada cinsellik

Seks düşkünlüğü porno film sektörünün konusudur ve sanatsal filmlerde ele alınması ender rastlanan bir durumdur. Grinin Elli Tonu filmini bu kategoriye almazsak, bu konuda yapılan filmler genelde pek ciddiye alınmaz ve büyük bir gişe yapamazlar.

Seks düşkünlüğünü popüler sinemada anlatan güncel filmlerden biri Shame (Utanç) idi. Seks bağımlısı bir erkeği anlatan 2011 yapımı Shame, iyi bir gişe yapmış ve haliyle bu konunun tabu olmaktan çıkmasına vesile olmuştu.

Görsel estetiğe önem veren ve daha ziyade insancıl duyguları göz önüne çıkaran Shame’den sonra aynı konuyu Danimarkalı auteur[1] sinemacı Lars von Trier de işledi. Trier, kendisine has bakış açısıyla seks düşkünü bir kadını anlattığı filminde, cinselliği estetik taraflarından ziyade en çiğ haliyle göstermeyi tercih etti.

Evet, cinsellik her zaman ilgi uyandırır

Fakat erotizmin sınırlarını oldukça aşan hatta porno filmlerle yarışacak yoğunlukta cinsellik içeren Nymphomaniac filmi için cinselliği, ilgi çekmek amacıyla kullandığı söylenemez. Zira filmin neredeyse tamamı cinsellik üzerine kurulu. Ayrıca filmlerini gişe kaygısıyla çekmeyen, canı nasıl isterse öyle film yapan Trier’den de böyle bir yöntem kullanması beklenmezdi.

Fakat, Trier bu sefer cinselliğin cazibesini filmin tanıtımında kullanmayı tercih etmiş, tabii gene kendine has bir kinaye ile: Filmin tanıtım afişlerinden birinde filmin oyuncularının orgazm ifadeleri görülmekte. Oysaki bu ifadelerden hiçbiri filmin içeriğinde yok. Ayrıca, filmin medyaya verilen fotoğraflarından en kışkırtıcı olanı, Joe’nun çıplak iki siyahi adam arasında durduğu kare, aslında bir sevişme sahnesine değil, aksine filmin en komik sahnesine ait.

Nymphomaniac

Evet, 5,5 saatlik Nymphomaniac en uzun ve en kışkırtıcı sevişme sahneleri içeren sinema filmi. Filmin Kopenhag’daki galasında, neden böyle bir film yapma gereği duyduğu sorulduğunda; “Seks, porno endüstrisine bırakılmayacak kadar ciddi bir şeydir!” diye cevap vermişti Trier.

Nymphomaniac filminin hikâyesi

Trier’in Nypmfomaniac filmi, Joe isimli 40’lı yaşlarda seks düşkünü bir kadının kendisini sokakta yaralı olarak bulup evine getiren 50’li yaşlardaki kitap kurdu yalnız bir adam olan Seligman’a anlattığı hayat hikâyesini beyazperdeye aktarıyor. Film, bu iki kişinin bir tiyatro sahnesine benzeyen basit bir odada gece boyunca gerçekleştirdiği uzun bir sohbet aslında. Birinin hayatından cinsellik, diğerininkinden okuma tutkusunu çıkardığımızda ellerinde hiçbir şeyleri kalmayacak bu iki insanın anlattıkları birbirlerini bazen şaşırtıp bazen de düşündürüyor.

Bazı küçük ipuçlarından anladığımız üzere, burası İskoçya’da küçük bir mahalle

Konuşma aralarında seyrettiğimiz sahneler Joe’nun hikâyesinin canlandırmaları. Fakat bu canlandırmalar kimin hayal ürünü tam anlayamıyoruz. Ayrıca, geçişlerdeki bazı tutarsızlıklar ve abartmalar Joe’nun yalan söylediği ya da uydurma bir hikâye anlattığı izlenimini de veriyor.

Nymphomaniac

Gece boyunca süren bu sohbet aslında bir atışma. Seligman Joe’nun en ince detayları bile içeren kışkırtıcı hikâyesini soğukkanlı bir şekilde dinliyor. Hatta dinlediklerinden etkilenmek yerine tamamen farklı şeylere çağrışım yapıp başka konulara sapıyor. Seligman, filmin son sahnesine kadar Joe’nun erotik hikâyesine hiçbir cinsel tepki göstermeyerek aslında kadına meydan okuyor. Joe ise erotizmin şiddetini artırarak sabaha kadar konuşuyor. Joe, Seligman’ın bu tepkisizliğinin sebebini tabii ki keşfediyor: Seligman’ın hiçbir cinsel tecrübesi olmamış. Muhtemelen bu yüzden utangaç ve mesafeli.

Joe ise filmin sonunda kişiliğinden beklenmedik bir hareket yapmış olsa da oldukça güçlü ve kendinden emin bir kadın ve sekse olan düşkünlüğünden mustarip değil.

Joe bu halini kendinden beklenmeyecek bir romantizmle ifade ediyor:

Belki benim diğerlerinden tek farkım, gün batımından hep daha fazlasını talep etmem. Güneş ufka vardığında daha görkemli renkler görmek istemem.

Yani, Joe kendisinin seks bağımlısı değil, sadece nemfoman[2] olduğunu iddia ediyor. Yani bağımlı olacak kadar zayıf olmadığını, tersine en gerçek ve doğal dürtü olduğunu düşündüğü cinselliği, istediği şekilde yaşayabilecek kadar cesur olduğunu anlatıyor. Joe’ya göre diğer bütün duygular ikiyüzlü. Özellikle de “aşk” duygusu.

Nymphomaniac

Joe’ya göre; ‘Aşk bozar, deforme eder. Aşk aslında talep etmediğimiz bir şeydir. Benim için aşk kıskançlık eklenmiş tutkudan ibarettir’… ‘O duyguyu hissettiğimde kendimi aşağılanmış hissettim. Akabinde gelen samimiyetsizlikten tiksindim. Nasıl olur da “hayır” demek isterken “evet” diyebilirsin? Ya da tam tersini?’… ‘Erotizm, evet demekten ibarettir. Aşk ise yalanlarla sarılı en aşağılık içgüdülere hitap eder. Aşk için işlenen her yüz suça karşı, seks için sadece bir suç işleniyor.’

O zamana kadar kadınlığını kullanarak erkeklerin cinsel duygularını kullanmaktan çekinmemiş olan Joe, hasta yatağında Seligman’a bundan şimdi biraz pişmanlık duyduğunu da itiraf ediyor.

Ben kötü bir insanım. Bir kadın olarak gücümü keşfettim ve tatmin olabilmek için başka insanları kasıtlı olarak kullanıp onlara zarar verdim.

Sohbetlerinin o noktasında henüz Joe ile zıtlaşmaya başlamadığından dolayı Seligman yapıcı ve teselli eden bir karşılık veriyor:

“Sen aslında haklarını talep eden bir insandın. Dahası, haklarını talep eden bir kadın. Yıllarca biriktirdiğin itham ve suçlar üst üste gelince bir erkek gibi kaba ve agresif bir şekilde tepki göstermiş olabilirsin. Din, ahlak ya da her ne sebepten olursa olsun, erkekler tarafından aşağılanmış ve acı çektirilmiş milyonlarca kadının intikamını almak istedin belki de. Ayrıca kanatların varsa neden uçmayasın ki?”

Nymphomaniac

Trier’in düşünceleri diyaloglarda gizli

Çok güzel hazırlanmış ve oldukça epik bir şekilde canlandırılmış diyaloglardan oluşan Nymphomaniac filmi, bir nevi, yönetmenin medya yoluyla anlatamadığı fikirlerini kendi yazdığı diyaloglarla anlatma yöntemi olarak algılanabilir. Evet, birçoğunuz için bu film, cinselliği yüceltmek ya da insanoğlunun ikiyüzlülüklerini göz önüne sermek niyetinde olabilir. Fakat diyalogların kalitesi ve çarpıcılığı Trier’in kişiliği ile beraber düşünülürse, bu filmin yönetmenin kendi görüşlerini karakterlerin konuşması üzerinden aktarma çabası olduğu da aşikâr.

Nudist[3], ateist ve Yahudi bir ailenin çocuğu olarak büyüyen, sonradan ise aslında Yahudi olmadığını ve Alman kökenli olduğunu öğrenen Lars von Trier, aykırı fikirleri ve söylemleriyle tanınır. 2011 yılında Melancolia filminin Cannes‘daki galasında bir gazetecinin sorusu üzerine, “Hitler’i anlıyorum aslında” cümlesini kurmuş ve büyük tepki almıştı. Yanlış anlaşıldığını anlatmaya çalışsa da pek başarılı olamamış, konunun üzerine fazla gitmeyip kapatmıştı. Bu filmde Joe’nun söylediği bir söz, Trier’in Cannes’da vurgulamak istediği noktayı açıklayabilir:

Katliam yapan diktatörleri anlayabiliyorum. Halk seni o noktaya getirip, tüm yetkileri vermiş bir kere. Öldürmeyip ne yapacaksın? Birisini öldürmek zordur derler ya, bence bir diktatörsen ya da benim gibi kaybedecek bir şeyin yoksa asıl öldürmemek zordur.

Nymphomaniac

Bazıları Trier’in kadınlardan nefret ettiğini, bazıları ise kadınları çok iyi anladığını söyler. Gene Joe’nun ağzından aktardığı şu tespit her iki tarafı da haklı çıkarabilir:

Kim ne derse desin. Her kadın bir zenci ile beraber olmak ister.

Seligman, her zamanki gibi bu cümlenin de cinsel tarafını görmezden gelip didaktik bir karşılık verir:

‘Zenci’ kelimesini kullanman politik olarak hiç doğru değil. ‘Siyahi’ demelisin.

Buna karşılık Joe’nun cevabı gene Trier tarzında:

Bir kelime yasaklandığı zaman demokrasi geriye doğru gider. Toplum, sorunu çözmek için dilden bir sözcük çıkartılmasını iktidarın zayıflığı olarak görür. Sizin politik doğruculuk dediğiniz şey gerçekleri değiştirmez, bu bir riyakârlıktır aslında. Toplum da en az içinde yer alan insanlar kadar korkaktır. Ve bu insanlar da demokrasi için çok aptaldırlar.

Joe’nun yani Trier’in insanlık hakkındaki düşünceleri ise şöyle:

İnsanların nitelikleri tek bir kelimeyle özetlenebilir: ‘İkiyüzlülük.’ Doğru olanı söyleyip yanlış olanı düşünenleri yüceltirken, yanlış olanı söyleyip doğru olanı düşünenleri alçaltıyoruz… Toplum nefret üzerine kurulmuştur, hâlbuki affetmek üzerine kurulmalıydı. Nefret çok ilkel bir duygu. İnsan yeri geldiğinde celladını unutabilmelidir.

Nymphomaniac

Joe’nun başından pedofili[4] ile ilgili de bir olay geçmiştir ve bu hikâyeyi de süsleyerek Seligman’a anlatır. Aralarında şöyle bir diyalog geçer:

J: Acıdım O’na. Sırrını belki kendi bile bilmiyordu. Bu adam kendi arzusunu bunca zaman bastırmayı başarmış ve ben O’nu zorlayana kadar boyun eğmemiş birisiydi. İnkârla dolu bir hayat yaşamış ve kimseyi incitmemişti. Bence bu takdire şayan bir şey.

S: Ne kadar uğraşırsam uğraşayım pedofil olmanın takdire şayan bir tarafını göremiyorum.

J: Çünkü sen gerçekten çocuklara zarar veren yüzde beşlik kitleyi düşünüyorsun. Kalan yüzde doksan beş fantezilerini gerçekleştirmiyor. Cinsellik insanın bedenindeki en güçlü dürtüdür. Adamın çektiği acıları bir düşünsene. Yasak bir cinsel eğilimle doğmak çok acı verici olmalı. Arzusunun utancıyla yaşamayı başarıp, bu konuda hiçbir faaliyeti olmayan pedofil, kesinlikle bir madalyayı hak ediyor.

S: Yazar Thomas Mann da bir zamanlar şöyle demişti: “Günah işleme dürtüsüne karşı koymak, günah değil sadece bir erdemlilik testidir.” Ona da bir madalya verildi: Nobel.

Joe her ne kadar kendinden emin bir hayat yaşasa da, zaman zaman annelik, kıskançlık ve hatta aşk duygularına da kapılabiliyor

Âşık olduğu tek adamla evlenmiş hatta bir kere anne bile olmuş. Ama çocuk doğurmak onun işi değil. Birkaç yıl tıp eğitimi gördüğü için bir keresinde kendi kendini kürtaj etmiş ve bu tecrübesini de Seligman’a anlatmaktan çekinmez. Buradaki atışmada ise Joe’nun savunması vejeteryanları haklı çıkartır nitelikte:

S: Ben kürtaja karşı değilim. Hiçbir erkeğin kürtajın psikolojisini ya da acısını kavrayabileceğini sanmıyorum. Bu yüzde yüz kadınları ilgilendiren bir konu. Senin kürtaj metoduna gelince; ne kadar az konuşursak o kadar iyi olur.

Nymphomaniac

J: Çok ilginç. Bir erkek olarak kadınların kürtaj hakkında hissettiklerini anlayamayacağını söylüyorsun. Ki bu bence “Deprem mağdurlarının ne hissettiklerini anlayamam, çünkü onlar Çinli” demek gibi bir şey. Sanırım seninle insanlığın temel taşının empati olduğunda hemfikirdik. Ama, şimdi görüyorum ki; kürtaj konusundaki her şeyi kadına bırakmak daha pratik. Böylelikle suçluluk duygusuyla falan da uğraşmanıza gerek yok. Bu arada ikinci dediğin beni daha çok kışkırttı. Ne yani, kürtajımı tartışmaya bile değmez mi diyorsun?

S: … Kürtaj anlaşılabilir bir şeydir diyorum işte. Çocuğunun yaşamaya değer bir hayatı olmayacağını düşünüp hamileliğini sonlandırmışsın. Bu arada, senin kürtaj metodunun kanlı ve tiksindirici detaylarını dinlemekten keyif almamı mı bekliyorsun?

J: Kürtajı tiksindirici buluyorsun yani? O zaman hayvanların nasıl kesilip parçalara ayrıldığından bahsedelim biraz, ne dersin? Bir zamanlar canlı olan bir yaratığı oturup yemek tiksindirici değil mi?”

S: Bastırmak zorunda kalsak da kabul etmek zorunda olduğumuz bir gerçek bu.

J: Kürtaj da öyle… Ben prensip olarak tabuların insanlığa zarar verdiğini düşünüyorum. Kürtaj, tabu bir konu olmamalı.

S: İşine öyle geldiği için söylüyorsun bunu… Bir ceninin rahimden çıkartılmasının iç sıkan detayları nahoş olmanın yanında, potansiyel olarak da halkın hazmedebileceği bir şey değildir. Bu teknik detay bilgilerin toplumda yaratacağı infiali bir düşünsene.

J: Yani diyorsun ki; genel olarak insanlar bilgi temelli karar veremeyecek kadar aptallardır, öyle mi? Ve bunu insanların nitelikleri olduğuna inanan sen söylüyorsun.

S: Küçük görmek istemem ama tecavüz ve ensest sonucu hamile kalmış ya da yoksulluk çeken kadınların kürtajı yanında, senin kürtajın tamamen şımarıklıktan. O kürtajlar belki bir çocuğu açlıktan ölmekten kurtaracak, bir kadının yeni bir hayata başlamasına vesile olacak. Kışkırtıcı bir şekilde kürtaj detaylarını anlatman çok gereksiz bence. Açıklık prensibini uygulayacaksın diye o kadınları küçümsemiş oluyorsun.

Nymphomaniac

Trier, bir insanın kendine nefer seçmesi konusunu da irdelemiş ve fikrini gene Joe üzerinden aktarıyor

Joe son olarak, kendine farklı bir iş edinmiş ve oldukça da başarılı olmuştur. Yasa dışı olarak yaptığı işteki patronu Joe’nun kendisine bir yardımcı bulmasını öğütlerken şöyle konuşur:

Suçu ciddiye almak lazım. Artık yaşın geçiyor, kendine bir çırak bulmalısın. Normalde prosedür şudur: Ebeveynlik görevini yapamayan, hapiste ya da uyuşturucu bağımlısı birini belirler sonra da çocuğunun futbol antrenmanlarına gidersin. Birkaç yıl kötü bile oynasa, maçlarında tezahürat yaparsın. Hatta ne kadar kötü oynarsa o kadar iyi olur. Sonra yavaş yavaş ebeveyn rolünü üstlenmeye başlarsın. Sonunda senin için kendini ateşe atacak sadık bir yardımcın olur. Senin için hapse bile girer.

Filmin estetiği

Filmdeki bütün bölümler anlattığı hikâyeye göre farklı estetik özellikler gösteriyor. Joe’nun babasının öldüğü bölüm, siyah beyaz ve ağır iken, Joe’nun bir erotik macerasını Bach’ın polifonik bestesi aracılığıyla anlatarak yönetmenin sanki sanat ve hayat arasındaki uyumu anlattığı sahne, görüntü ve müzikleriyle capcanlı.

Joe’nun, ağaçları kutsal sayan babasına göre herkesin ruh ikizi bir ağaç vardır ve onu gördüğü an, o ağacın kendisine ait olduğunu anlar. Joe’nun ruh eşi ağacını bulduğu sahne, Trier’den beklenmeyecek kadar dokunaklı ve estetik.

Nymphomaniac

Filmin oyuncuları

Serinin ismini Trier’in kendisi koymamış olsa da “Deccal” (Antichrist) ve “Melankoli”den sonra “Depresyon Üçlemesi”nin son filmi olarak anılıyor “Nymphomaniac”. Efsane âşıklar Serge Gainsbourg ve Jane Birkin‘nin kızları iki çocuk annesi Charlotte Gainsbourg Trier’in üçlemesinin diğer iki filminde de oynamıştı. Fiziksel olarak pek çekici sayılmasa da muhtemelen anne ve babasından aldığı yeteneklerinden dolayı çok güçlü ve cesur bir oyuncu Gainsbourg.

Seligman’ı canlandıran İsveçli Stellan Skarsgard‘ı ise “Mamma Mia”, “Karayip Korsanları”, “Ejderha Dövmeli Kız” ve “Avengers” gibi birçok Hollywood filminden tanıyoruz. Skarsgard daha önce de Trier’in beş filminde daha rol almıştı.

Transformers yıldızı Shia LaBeouf, Joe’nun eşi Jerome’u; Uma Thurman Joe’nun sevgililerinden birinin depresif eşi Mrs. H’yi canlandırırken Anticrist‘in baş erkek oyuncusu, Örümcek adam serisinin Green Goblin‘i Willem Dafoe da Joe’nun patronunu canlandırıyor.

Cinselliğin en net sergilendiği yer porno sektörüyse yönetmenin profesyonel porno oyuncularını kullanmasına da şaşmamak lazım. Filmin oluşmasında diğer oyuncular kadar payı olan, ama filmde sadece vücutlarını gördüğümüz profesyonel porno oyuncularını da unutmamak gerek o zaman. Zira filmdeki tüm sevişme sahneleri onlar tarafından canlandırılmış.

Nymphomaniac

Son söz

İnsanın seks hakkında düşündüğü her şeyin aslında kendi doğasından geldiğini, şehvetinin ehlileşmemiş ilkel bir içgüdü olduğunu ve şiddet ile cinsel duyguların birbirini nasıl tamamladığını her fırsatta gözümüze sokan film, Trier’in en çarpıcı ve en didaktik eserlerinden biri. Uzun sözün kısası; zengin diyalogları, çarpıcı müzikleri ve epik anlatımıyla Nymphomaniac, görselden ziyade sözsel anlatımıyla değerlendirilmesi gereken bir film.


  1. Kendine ait bir tarzı ve anlatısı olan yönetmenlere verilen isim.
  2. Cinsel isteği çok artmış ya da arzuları son derece sık veya aniden beliren kişiler için kullanılan terim.
  3. Kişilerin vücutlarını utanmadan rahatlıkla sosyal olarak çıplak bir şekilde bir arada ve doğa ile bütünleşmiş olarak bulunabilen kişiler için kullanılan bir terim.
  4. Yetişkin bir kimsenin ergenlik öncesi çocukları veya ergenliğe yeni girmişleri cinsel açıdan çekici bulması ve cinsel eğiliminin çocuklara yönelik olmasına neden olan iğrenç bir sapkınlıktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Avatar fotoğrafı

Deniz Alan Held tarafından oluşturuldu

1974 yılında Ankara‘da dünyaya gelen yazar, 1991‘de Üsküdar Halide Edip Adıvar Lisesi‘nden; 2000’de İstanbul Üniversitesi İtalyan Filolojisi bölümünden mezun oldu. 2002 yılında evlenip Zürih’e yerleşen Held, 2004-2014 yılları arasında yaşadığı Norveç’te tekrar üniversiteye kaydolarak Trondheim Üniversitesi Medya Bilimi ve Görsel Kültür dalında lisans ve yüksek lisans yaptı. 2014 yılından beri Almanya‘da yaşayan yazar, iki çocuk annesidir.

Alita: Savaş Meleği

Gazetecilik temalı en iyi diziler