in ,

Bayıldım!Bayıldım! Oha!Oha! Ne?!Ne?! Olmuş bu.Olmuş bu. Off!Off!

Yol: Yılmaz Güney’in kaçış bileti

Tarih 12 Eylül 1980. Gün daha doğmamışken TRT Radyolarından İstiklal ve Harbiye Marşı eşliğinde bir kamuoyu duyurusu yapılır:

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), İç Hizmet Kanunu’nun verdiği ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama’ görevini yerine getirme kararı almış ve ülke yönetimine el koymuştur.

Yol, Yılmaz Güney

12 Eylül Darbesi ile tüm Türkiye’de sıkıyönetim ilan edilip baskıcı bir yönetim politikası izlenmiştir. Sokağa çıkma yasakları, baskınlar, gözaltılar, tutuklamalar ve işkenceler baskıcı yönetim politikasını destekler niteliktedir. Hatta kayıtlı verilere göre 650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 683 bin kişi fişlenmiş, 7 bin kişinin idamı istenmiş, 517 kişiye idam cezası verilmiş ve bunların 50’si idam edilmiştir. On binlerce insana işkenceler yapılmış, ancak sadece 171’inin işkence ve 300’ünün de şüpheli ölümü belgelenebilmiştir.

12 Eylül 1980 darbesinin Türk sinemasına etkisi

Tüm bu olaylar yaşanırken, Türkiye’de 1980 yılında sadece 62 film çekilebilmiş ve bu tarihten sonra Yeşilçam, gerçekçiliği önemsemeye başlamıştır. Dönemin korku ve baskı ortamı, köyden kentlere göçler ile hak ve hukuk kavramlarının arayışları, suikastlar ve tırmanan anarşi toplumsal olguların sanata etkisini trajik veya komik şekillerde kitle iletişim araçları vasıtasıyla bir propagandaya dönüşecek eserleri ile bizlere gösterecekti.

Yol, Yılmaz Güney

Ve o eserlerden biri, hatta alanında 12 Eylül 1980 darbesi şartlarında iken ilki; Yol filmi. Çekim hikâyesi bile filmlere konu olacak türden bu film, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye alarak evrensel başarı yakalayan, ama aslında başta sadece Yılmaz Güney’in, darbeden sadece bir ay sonrasında İmralı Yarı Açık Cezaevi’ndeyken kaçış planı olan filmdir.

Yol, Yılmaz Güney

Bu filmin yaratıcısı Yılmaz Güney (asıl adı Yılmaz Pütün) 1 Nisan 1937 Adana ili Yenice Köyü doğumludur. Babası Siverekli Zaza, annesi Vartolu bir Kürt olan Güney, asimile olmuş Kürt kimliğini birçok filminde olduğu gibi Yol’da da konu etmeye çalışmıştır. The Middle East (Ortadoğu) dergisi, 1983 Ocak tarihli sayısında Christ Kutschera ile yaptığı röportajda Yol filmi hakkındaki düşünceleri sorulduğunda şöyle demiştir:

“Bütün yönetmenlik yaşamım boyunca düşüncelerimi belirtmek için sürekli olarak dolaylı araçlar kullandım ve çok açıkça itiraf etmeliyim ki bugüne kadar ki çalışmalarımda istediğim her şeyi ifade edemedim. Filmlerimin özü veya tarzı anlamında. Bu çalışmalarımdaki egemen olan uzlaşmadır. Sürü filmi aslında Kürt halkının tarihidir ama filmde Kürt dilini bile kullanmadım, eğer Kürtçeyi kullansaydık filmde rol alan herkes cezaevine gönderilirdi. Yol filminde ise odakta olan Diyarbakır, Urfa ve Siirt’ti. Müzik aracılığıyla Kürt atmosferi yaratmaya çalıştım. Film Almanya’da seslendirilmiş olsa bile Yol’u Kürtçe yapmayı başaramadım.”

Yol filminin serüven hikâyesi

1961’de cezaevi ve sürgün maceraları başlamış, Yılmaz Güney ilk sürgününü Konya’da geçirmiştir. Daha sonra 1971 Mayıs’ta Nevşehir’e sürgün yemiş, 16 Mart 1972’de 10 yıl ağır hapis cezasına çarptırılıp, 1974’de Ecevit Hükümeti’nin genel affı ile serbest kalmıştır. Sonrasında ise 13 Temmuz 1976’da bir ilçe yargıcını tabanca ile vurarak öldürme suçundan 19 yıl hapis cezası almıştır. Suçsuz olduğunu beyan etmiş, ancak hayatında uğradığı ilk haksızlığın bu olmadığını dile getirerek mahkûm olduğu zamanlarda Yol filminin pimini çekmiştir!

Yol, Yılmaz Güney

Filmi ilk olarak kabataslak 12 mahkûmun yarı açık cezaevinden bayram iznine çıkması kurgusu ile “Bayram” adına kavuşturur. Bu haliyle başlayıp tam sekiz kez sil baştan yazmıştır. 4,5 saati bulan senaryoyu bölmeyi ya da seri film haline getirmeyi düşünmüştür.

Aynı dönemde Güney, film sorumlusu Nihat Behram ile mektuplaşmaktadır. Behram darbeden kısa süre önce yapımcı arayışından ötürü yurt dışındadır. Ve mektuplarda “YOL” adlı bir projeden bahsederken; aslında akıllarındaki Güney’in kaçış projesidir.

Proje başlar. Yönetmen Erden Kıral eşliğinde geniş oyuncu kadrosu ile ekip kurulur. Güney’in film için parası yoktur, ama bu başlamaya engel olamamıştır. Asıl engel sansürdür. Buna da bir çare bulmuşlardır. Filmde Seyit Ali rolü ile gördüğümüz Tarık Akan Ankara’ya Sansür Kurulu’na Türkiye’yi yüceltir; cezaevlerinin şartlarını ve muamele biçimlerini yüceltir nitelikteki “Bayram” isimli sahte senaryoyu götürür. Kurul senaryoyu onaylar. 1981 Ocak’ta Cunda Adası’nda çekimler başladıktan iki hafta sonra Fatoş Güney’in sete gelip Yılmaz Güney’in “Erden Kıral yönetmenlikten alınmıştır. Film durdurulmuştur.” talimatını iletmesi üzerine “Yol” yarıda kalmıştır. Oyuncuların birçoğu projeden ayrılmışken, Güney yönetmen olarak o sırada cezaevinde olduğundan bir haber olduğu Şerif Gören’i düşünmüştür. Yine umutlar suya tam düşmek üzereyken Gören’in tahliyesi üzerine ilk gecesinde senaryoyu eline ulaştırıp ertesi sabaha randevu verilir. Sabah olduğunda Güney izinli olarak çıkış yaparak Gören’le Moda’da bir evde buluşup, uzunca tartışırlar. Sonunda Gören, 12 mahkûm yerine 6 mahkûm çekmek kaydıyla senaryoyu kabul eder.

Yol, Yılmaz Güney

Ve Güney aynı zamanda bu izinli çıkışında; 1981 Ekim ayında, cezaevinde geçen 5 yılının ardından Fransa’ya firar eder

Ekip yeniden kurulur. Çekimler başlar, ancak sıkıyönetimde maddi imkânsızlık ve sokağa çıkma yasakları hüküm sürerken bu hiç de kolay olmaz. Ekip zamana karşı yarışır. Çekimler uzar. Filmde gördüğümüz karlı sahneler zor zamanlar yaşatır. Planlanan bayram tarihi kaçırılmış, karlar erimeye başlamış, Güney’in hayalini kurduğu pek çok sahne çekilememiştir.

Yine gördüğümüz tren, otogar sahneleri kamera ve ekipmanlar saklanarak, gerçek TSK askerleri eşliğinde çekilmiştir. Yani filmde oyuncu sandığımız askerler gerçek rütbelilerdir. Çekimler süregelirken, negatif görüntüler kurgulanması ve Türkiye’de el konulup yasaklanmaması için yurtdışına, Güney’e gönderilir. Güney de Fransa’da filmin montajına başlamıştır. Kurgu bittiğinde Cannes’e gönderir. Ancak Cannes anlaşılır olmaması sebebiyle filmi kabul etmez. Güney de ekibiyle birlikte Güven Şengil’in oynadığı 6. mahkûm karakterini filmden çıkarır. Filmin müziklerini ise Zülfü Livaneli üstlenmiş, fakat Güney vatandaşlıktan çıkarıldığı için tedbir olarak “Sebastian Argol” adını kullanmıştır. Bu ad Abidin Dino’nun uydurmasıdır.

Yol, Yılmaz Güney

Nihayet 1982’de kurgu artık tamamlanmış ve Cannes’a giderek Altın Palmiye ödülünü almıştır. O ödül ki Türkiye’nin o güne dek uluslararası alanda en üstün Türk filmi başarısıdır. Başarılarına uzaktan seyirci kalmak zorunda olanlar, ülkelerinde cezasız kalmamış; Tarık Akan, Şerif Gören, Zeki Ökten, Erden Kıral gibi isimler sorgulanıp ceza almışlardır.
Türkiye’de, tam 17 yıl sonra, 1999’da, Güney’in 9 Eylül 1984 Paris’teki ölümünün uzun süreli ardından yasağı kaldırılabilmiş, sansür kullanılarak gösterilmiştir.

Bugün baktığımızda yönetmenliğini Şerif Gören ve Yılmaz Güney’in, senaristliğini Yılmaz Güney’in, müziklerini Zülfü Livaneli’nin ve oyuncu kadrosunu Tarık Akan (Seyit Ali), Şerif Sezer (Zine), Halil Ergün (Mehmet Salih), Meral Orhonsay (Emine) , Necmettin Çobanoğlu (Ömer) ve Semra Uçar (Gülbahar) gibi isimlerin üstlendiği bu filmin IMDb puanı 8,2. Bana kalırsa daha fazlasını hak ediyor. Oyuncular yıllar sonra yaptıkları röportajlarında kendilerine “YOL” filmi sorulduğunda, aslında bir filmden çok, hayatlarında tüm zorluklara rağmen ne pahasına olursa olsun isteyerek ve Güney’e inanarak, omuz vererek izledikleri bir yoldan bahseder gibiler. Ve bu “YOL” a Türkiye’ye rağmen Türkiye için çıktılar. Ben kendi adıma, adı geçen tüm emekçilerine saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Ortaya koyulan bunca emekli bir filmi izlemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler…

Rapor

İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Cansu Topçu tarafından oluşturuldu

1993 Ankara doğumluyum. İlk üniversite eğitimim olan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İstatistik bölümünü geç de olsa isteyerek bıraktım. 2018’de Akdeniz Üniversitesi’nde Medya ve İletişim bölümüne başladım. Mezun olunca yine Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü'ne dikey geçiş yaptım. Sinema benim için bir hobi değil, bir sanat. Henüz izlemediğim her film benim için geç kalınmış büyük bir deneyim. Bunun dışında yaptıkça daha özgür hissettiklerim arasında hayvanlarla ilgilenmek, müzik dinlemek ve yazmak yer alıyor. Umarım SineTürkiye'de de yazdıklarımın bir şeylere katkısı olur.

Yedinci Gün #1: Kingdom, Red Kit, Tiyatro, Rutkay Aziz ve 1984

Halam Geldi: Çocuk gelin, beden algısı ve cinsel istismar üzerine