in ,

Türk sinema tarihi

Sinema insanoğlunun gelişiminin önemli bir parçası ve geldiğimiz noktada yaşamın bir yansıması olarak olmazsa olmazıdır. Bu sebeple de farklı tarihlerde olsa da, her ülkenin, milletin ve kültürün bir sinema tarihi vardır. Türk sinema tarihi ise oldukça önemli dönüm noktaları, önemli yapıtlar ve isimleri barındırmaktadır. Belgelerle saptanan ve ortaya konan her bir veri, bize bugün kronolojik olarak Türk sinema tarihini görebilme imkânı tanıyor. Dünya üzerinde sinemanın tarihine baktığımızda, 1895 yılına kadar gidiyoruz. Fransa’da gösterimi yapılan ilk yapıt, tarihte sinemanın da ilk adımı olmuştur. Diğer taraftan Türkiye tarihine baktığımızda, Osmanlı Dönemi’nde 1897 yılında Yıldız Sarayı’nda ve bazı halka açık alanlarda film gösterimlerinin yapıldığını görüyoruz. Bu durumda kronolojik Türk Sinema tarihinin de ilk adımı 1897 yılıdır diyebiliriz.

Türk sinema tarihi: 1910 – 1930 dönemi

Türk sinema tarihinin asıl başlangıcı kabul edilen bu dönem, daha çok coğrafyamızdaki yabancıların etkisi ile sürmüştür. Çeşitli kentlerde halka açık sinema salonları açılmıştır. 1914 yılında ise Cevat Boyer ve Murat Bey’ler devreye girmiş. Ve Türk sinema tarihindeki yabancı egemenliğini kırmışlardır. Milli Sinema’yı açmışlar ve ilk Türk sineması olarak tarihte yer almasını sağlamışlardır. Takip eden ikinci sinema ise Ali Efendi Sineması olarak bilinmiştir.

İlk filmin çekilmesi ise I. Dünya Savaşı’nın başladığı döneme denk gelir. 150 metre uzunluğundaki belgesel, Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı adını taşır; Türk sinemasının da doğum tarihini ortaya koyar; 14 Kasım 1914.

1915 yılına gelindiğinde Merkez Ordu Sinema Dairesi kurulur. Sigmund Weinberg başına getirilirken yardımcısı da sinema tutkunu Fuat Uzkınay olmuştur. Uzun film denemesine girişmiş olan Fuat Uzkınay, oyuncularından birinin ölmesi sebebi ile bu yapımını yarıda bırakmak zorunda kaldı; ne yazık ki ikinci denemesi de çok farklı olmadı. Himmet Ağa’nın İzdivacı yapımı, oyuncularının Çanakkale Savaşı sırasında askere alınması sebebi ile yarım kalmıştı. Ta ki 1918 yılına kadar beklemek zorunda kalan yapım, bu tarihte tamamlanabildi. Tarih, savaşın gerçekliği ile sinemanın gelişimini yavaşlatmıştı.

Diğer taraftan 1916 yılı önemlidir Türk sinema tarihi açısından. Bu tarihte Kemal Film şirketini kurarak yeni bir dönemin ilk adımını atan Kemal ve Şakir Seden kardeşler, Almanya’dan yurda dönen oyuncu ve yönetmen Muhsin Ertuğrul ile çalışmışlardır. Bu birlikteliğin ilk ve en önemli eserleri ise İstanbul’da Bir Facia-i Aşk ve Boğaziçi Esrarı olmuştur. Muhsin Ertuğrul’un ilk filmlerinden biri olan Halide Edip Adıvar’ın Ateşten Gömlek yapımı ise Türk kadınına çalışma hakkı tanınması ile birlikte kadınların rol aldığı bir ilk olmuştur. Tarih 1923 yılını gösteriyor bu sırada… Böylesine devrimlerin yaşandığı, yeniliklerle dolu bir dönem, sinema ile canlanırken çeşitli aksaklıklar da yaşanıyor elbette. Ancak bu girişimler çok da sonuçsuz kalmıyor, sonraki döneme intikal ediyor adeta. Atılan her bir adım, heyecanın arttığı bir sonraki dönemde tamamlanıyor bir bir.

Heyecanın arttığı 1931 – 1950 dönemi

1931 yılı ilk ortak yapım filmin ortaya çıkışı sebebi ile önemlidir. Türk, Mısır ve Yunan ortak yapımı olan İstanbul Sokaklarında, kronolojik Türk sinema tarihinin en önemli parçalarından biridir. Ayrıca Türk Sinema tarihinin ilk yüz akı filmi kabul edilen bir yapım var. Bundan bahsetmeden bu dönemin heyecanını ifade etmemiz mümkün değil. Tiyatro oyuncularının ağırlıklı olduğu Bir Millet Uyanıyor filmi, yine Muhsin Ertuğrul imzası taşıyor. Bu yapımın bir önemi de oyuncularını ilk defa ön plana çıkarıp tanınır kılmasıdır. Yahya Kaptan rolüne sahip olan Atıf Kaptan, tanınan ünlü bir isim haline gelmiştir.

1933 yılı itibariyle, kronolojik Türk sinema tarihinde Nazım Hikmet etkileri görülmeye başlanmıştır. Kısa film çalışmaları ile adından söz ettirmeye başlamış, İstanbul Senfonisi gibi yapımları duyulmuştur. İkinci kez çekilen Leblebici Horhor Ağa filmi, bu dönemde Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği’nde ödül diploması alması ile tarihe adını yazdırmıştır.

1940’lı yıllara gelindiğinde Türk sinemasında halen Muhsin Ertuğrul etkileri sürmektedir…

Öyle ki en çok izlenen, en sevilen yapımların tümünde imzası vardır. 1943 yılında Muhsin Ertuğrul’un İpek Film adına çektiği Nasrettin Hoca Düğünde filmi, yarım kalmıştır. Ancak bu noktada Ferdi Tayfur Hızır gibi yetişmiş ve filmi kurtarmıştır.

Türk sinema tarihinin önemli bir adımı ise sadece şehir tiyatrolarının oyuncularının tercih edildiği bir dönemin kapatılıp, dışarıdan oyuncu alınmaya başladığı süreçtir. 1945’li yıllara denk gelen bu dönemde, İstanbul Film’i kuran Faruk Kenç ön plana çıkmaktadır.

1946’da ise heyecan daha da artıyor ve sinema dünyası Sadri Alışık ile tanışıyor. Üstelik bu dönemde II. Dünya Savaşı’nın da bitimi ile birlikte sinema dünyası daha da hareketleniyor. Çok sayıda yapım gündeme gelmeye başlıyor. Hem pek çok yapım şirketi, hem tiyatro dışından yeni ve ilgi çekici oyuncular, hem de çok sayıda film bu döneme damgasını vuruyor. Önemli bir hareketliliğin ve heyecanın yaşandığı bu 20 yıllık dönem, bizi bir sonraki 20 yıllık göz kamaştırıcı döneme taşıyor. Ancak sonraki döneme geçmeden önce 1947 yılında tek bir önemli isim bizi karşılıyor; Turgut Demirağ. Hollywood’ta yaptığı incelemeler ve birikimler ile Türkiye’ye dönen Demirağ, yapacağı yeniliklerin de sinyalini vermiş oldu. Sonraki dönemler için mükemmel bir temel hazırlamayı başarmıştı.

Sinemacılar dönemi 1950 – 1970

Bu yıllar arasına Sinemacılar Dönemi denilmektedir. Ömer Lütfi Akad imzası taşıyan “Vurun Kahpeye” adlı yapım ile başlar. 20 yıl kadar süren bu dönemde, 2.200 film çekilmiştir. Üstelik bunlardan biri de Türkiye’nin ilk uzun metrajlı filmi olarak kabul edilmiş olan 1953 yapımı “Halıcı Kız” filmidir. 1959 yılı ise erkek tipli kadın kahramanlar modasının yaşandığı özel bir süreçti. Bugün Fosforlu Cevriye’yi bilmeyen yoktur örneğin. İşte bu akımı başlatan da Fosforlu Cevriye olmuştu.

Bu 20 yıllık dönemin önemli basamaklarından biri olan 1961 yılı, bizi Küçük Hanımefendi filmi ve dolayısıyla da Belgin Doruk ile tanıştırdı. Belgin Doruk, bugün tam bir klasik haline gelen bu yapım sayesinde benzersiz bir üne kavuşmuştu. Ayrıca bu beğenilen yapım, yeni bir furyanın da kapısını aralamıştı. Devam eden yapımların büyük bir kısmı “Hanımefendi-Beyefendi” türünde dizi ve filmler oldu.

1963 yılı ise Ajda Pekkan ve Tamer Yiğit gibi iki önemli ismi hayatımıza kazandırıyor. Bir ses yarışması aracılığıyla sinema dünyasına giriş yapan bu iki önemli isim adeta tarih yazıştı; tarihe bu notu düşmemek büyük bir eksiklik olurdu. Bu sebeple de kronolojik Türk sinema tarihinde bu gelişmeye de yer veriyoruz.

1967 yılından ayrıca bahsetmek gerekiyor bu süreçte…

Günlük gazeteler ve dergilerde oldukça geniş yer tutan çizgi-romanlar, sinema üzerinde de etkide bulunmuştu. Avantür filmler modası olarak adlandırılan bu akım, ilk akla gelen Killing olmak üzere, Baytekin, Uçan Adam ve Fantoma gibi karakterleri ortaya çıkardı.

Dünyanın en üretken senaristini de bu dönemde Türk sinemasında görüyoruz. Safa Önal, bu 20 yıllık süreçte 400’den fazla senaryo ile adından söz ettirmiştir. 1960 – 1970 arası dönem ise meşhur Yeşilçam’ı ifade eder. Ayşecik’le birlikte çocuk kahramanlı o meşhur filmler bir dizi olarak çıkmaya başladı. Ayhan Işık, Turgut Özatay, Zeynep Değirmencioğlu, Türkan Şoray ve Gönül Yazar bu dönemin dikkat çeken oyuncuları olurken, önemli yönetmenler de adını duyurmaya başladı. Türker İnanoğlu, Burhan Bolan ve Fikret Uçak gibi isimler bu dönemin yeni yönetmenleri olmuştur.

Uluslararası festivalde ödül alan ilk Türk yapımı film ise 1963 yılı yapımı “Susuz Yaz”’dır. Adeta Türk sinemasının altın çağı diyebiliriz bu döneme. Pek çok ünlü oyuncu, yönetmen ve yapım bu dönemin ürünü olarak ortaya çıkmış; klasikler arasında yerini almıştır. Dolayısıyla Sinemacılar dönemi, sinemaya ilgi duyanlar için özel ve anlamlı bir dönemi ifade eder. Eminiz sinema severlerin bu döneme ait pek çok favori filmi vardır. Üstelik takip eden 10 yıllık dönem, bu dönemin çok daha üzerine çıkmayı başarmıştır. Elbette ki Sinemacılar döneminin koyduğu taşlar üzerine basarak yükselmiş yeni dönem sinemacıları. Ancak başarıları ile günümüzü dahi aydınlatan eserlerden söz edeceğiz bu dönemde.

Genç Türk sineması 1970 – 1980 dönemi

Bu dönem öyle ünlü isimleri hayatımıza kazandırdı ki! Tarık Akan, Kemal Sunal, İlyas Salman, Şerif Sezer, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Gülşen Bubikoğlu, Müjde Ar, Nejla Nazır, Perihan Savaş ve çok daha fazlası… Gerçekten de çok özel bir dönem değil mi? Her bir isim sayısız filmi ile hala hayatımızda yer alıyor. Bazen tekrar tekrar açıp izliyoruz. Bazen de televizyonda reyting kaygısı olmadan tekrar tekrar yayınlandığını görüyoruz bu dönem filmlerinin.

Örneğin; bu dönemin göz bebeklerinden biri olan Selvi Boylum Al Yazmalım, hem yapım olarak pek çok ödül aldı, hem de oyuncularını çeşitli ödüllerle taçlandırdı. Taşkent Film Şenliğinde, Türkan Şoray bu filmdeki rolü ile en iyi kadın oyuncu olarak seçilmiştir.

Bu dönemde Türk sineması öyle coşkuluydu ki, pek çok farklı ülkede yankı uyandırıyordu. Bulgaristan’da Türk filmleri haftası düzenlenmiş ve Selvi Boylum Al Yazmalım başta olmak üzere, en güzel dönem filmleri gösterilmişti.

Bu dönemde 1975 yılı oldukça kritik bir eşik. Çünkü bu tarihteki filmlere baktığımızda toplam 225 yapım olduğu görülmekte. Ama tamamının renkli olması, bizi artık siyah-beyaz film döneminin sona erdiği gerçeği ile yüzleştiriyor. Ertem Eğilmez ve Hababam Sınıfı ise yıla adeta damgasını vurmuş, oldukça büyük bir etki uyandırmıştı. Bu yapımın önemli bir özelliği ise Ertem Eğilmez’in benzersiz tarzını ortaya koyarak, çok kahramanlı bir film olmasıdır. Bu açıdan da Ertem Eğilmez’i ayrıcalıklı ve takdir edilesi kılıyor.

Ayrıca 1979 yılına denk gelen seks komedileri furyasından da kısaca söz etmemiz gerek. Kısa bir dönem olsa da, seks komedileri Türk sinema tarihinde var olmuştur. 131 yapımdan söz edebiliyoruz bu furyada… Üstelik devam eden süreçte seks komedileri pornografiye de dönüşmüştü. Kronolojinin bir köşesinde yer alması gereken bu bilginin ardından yeni bir dönemin başlangıcına geçebiliriz. Darbe ve sonrasında yaşananlar…

Darbe sonrası Türk sineması 1980 – 1990 dönemi

Türk sinemasının kronolojik tarihinde önemli bir dönemden, darbe sonrası sinemada gözlenen etkilerden söz edelim biraz da. Darbe olarak adlandırılan toplumsal değişim, toplumu ciddi anlamda etkilemişti. Ortaya çıkan karamsarlık, doğal olarak sinemaya da yansıdı. Geçen 10 yıla oranla çekilen yeni film sayısında çok ciddi bir oranda azalma görüldü. Öyle ki, sinema sektörünün durma noktasına geldiği konuşulmaya başlamıştı. Bu sebeple bu 10 yıllık döneme Türkiye’de sinemanın karanlık çağı diyebiliriz.

Televizyon ile 1990 – 2000 dönemi

Özel televizyonların açılışı sinema için önemli bir gelişme olmuştu. 1995 yılı itibariyle video, VCD ve DVD formatları da hayatımıza girmişti ve bu sayede alternatif izleme alanları ortaya çıktı. Renkli dünyanın kapıları aralandı belki izleyici için ama sinema sektörü için bir düşüş demekti bu. Çünkü çok fazla izleme alternatifi vardı artık ve sinema sektörü de maddi olarak etkilenmekteydi. Televizyonun böylesine bir etkisinin olacağı hiç düşünülmemişti belki de. İzleyici memnundu, ama yapımcılar sıkıntı içerisindeydi.

Diğer taraftan bu dönemde izleyici profilindeki değişiklik de oldukça belirgin oldu. Dünya standartlarını yakalayabilen gençler oldukça aktifti. Üstelik sinema sektöründe de aynı değişiklik vardı. Sektöre sinema okullarında yetişmiş, oldukça eğitimli gençler adım atmaya başladı ve zamanla da hâkimiyet kazandılar. Bu Türk sinema tarihi için oldukça önemli bir gelişmeydi.

Artık Türk sinema filmleri milyon dolarlık bütçeleri ile farklı boyuta ilerlemişti. Üstelik izleyici sayıları da milyon kişileri bulup aşıyor, geçmişin acemi ve küçük yapımları, büyük boyutlara ulaşıyordu. Bu sebeple de televizyonun özel alternatifler ile hayatımızdaki yerini artırması, sinema sektörüne doğrudan ve dolaylı olarak oldukça önemli etkilerde bulunmuştu. Dönemin yapımlarını izlediğinizde, tüm bu etkilerin izlerini sürmek, önceki dönemlere nazaran mevcut farklılıkları bariz bir şekilde görebilirsiniz.

Bugün 2000’ler dönemi

Nihai olarak dalgalı bir Türk sinema tarihinin ardından 2000’li yıllara geldiğimizde, yerli yapımlara olan yoğun ilgi merak uyandırıcı boyuta ulaşmıştır. Üstelik Türkiye yapımları artık Avrupa’da da büyük bir beğeni ile karşılanıyor, yoğun ilgi görüyor. 2000’li yılların başlarından günümüze kadar artarak devam eden bir etki bu…

Sektördeki izleyici sayıları değerlendirildiğinde, 2005 yılında 30 milyona yaklaşan seyirci sayısı söz konusuyken bu rakamın 2017 yılında 71 milyonu aştığı belirtiliyor. Aynı yıl gişe gelirleri ise 863 milyon lira gibi mükemmel bir rakama ulaşmıştı. Tüm zamanların en çok izlenen filmi ise Recep İvedik 5 oldu. Hala tekrar tekrar izlenen, üzerindeki ilgi azalmayan bu yapım, sürpriz bir şekilde bu rakama ulaşırken, sonraki yıllarda rakip olduğu iddia edilen yapımlar maalesef en çok izlenen konumuna ulaşamadılar.

2000’li yıllarda üretilen film sayılarına ve sinema salonlarında izleyiciler ile buluşan film sayılarına bakacak olursak, şaşırtıcı rakamlar görebiliyoruz. 2016 yılında 360, 2017 yılında 394, 2018 yılında ise 442 yeni film üretildiği görülüyor.

2000’li yıllarda Türk Sinema tarihinin en önemli olaylarından biri ise önemli bir kanun olmuştur. “Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” doğrudan sektör temsilcilerinin görüşleri de dikkate alınarak tasarlanmış ve 2019 yılında çıkarılmıştır. Bu önemli gelişmeyi de kronolojide atlamamak gerekiyor.

Günümüzde Türk sinema yapımları, sınırlarını daha da genişletmiş durumda. Bugün Balkan ülkelerinden Arap ülkelerine ve hatta daha da uzağa giderek Güney Amerika’da Türk yapımları ile karşılaşmak mümkün. Bu büyük başarı, dönem dönem ele aldığımız Türk Sinema tarihinin bir getirisidir. Her ne kadar dalgalanan bir süreç olsa da, her yenilik, her başarı, her yeni isim bugünün inşasında önemli bir temel taşı olmuştur. Sinema severlerin ilgisini çekecek bu kronoloji, hem daha fazla bilgilenme hem de bu bilgilenme ile aslında sinema sektörüne de katkı anlamı taşımaktadır. İnsanlar, toplumlar ve duygular var oldukça, sinema da var olmaya devam edecektir.


İlgili İçerikler:

Türk ve yabancı dizi yapımlarında ilkler

Türk ve yabancı film yapımlarında ilkler

Rapor

İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Görüş tarafından oluşturuldu

Anonim. Eser sahibi belli değil veya artık SineTürkiye'de yazar değil.

Zeki Demirkubuz sineması: Kadın temsilleri üzerine

Kutsal Geyiğin Ölümü: Kutsal geyiği kim öldürdü?