in ,

Sinema ve mahremiyet ilişkisi: Yıldızlar sistemi ile sinemanın mahremiyet sınırları nasıl değişti?

Sinema ve mahremiyet ilişkisi nedir? Sinemada kurulan yıldızlar sistemi düzeni sinemanın mahremiyet sınırlarını nasıl değiştirmiştir?

Sinema ve mahremiyet ilişkisi nedir? Sinemada kurulan yıldızlar sistemi düzeni sinemanın mahremiyet sınırlarını nasıl değiştirmiştir?

Sinema varoluş itibariyle 19.yüzyılın son dönemlerine rast gelse de mahremiyet ilişkileri bakımından incelendiğinde, sinemanın endüstri bir niteliğe bürünmesi ile kendine alan bulduğu ‘yıldız sistemleri’ isimli düzenin kurulması mahremiyet ilişkileri bakımından sinemanın sunumunu birçok yönden dönüşüm yaşamıştır.

Sinema ve mahremiyet

Sinemanın mahremiyeti sinemanın çıkışıyla aynı anda tartışma noktası olmuş ve giderek mahremiyetin sınırları önemli ölçüde genişlemiştir.

Bu bağlamda sinemaya giden insanlar oyuncuların yüzlerini, bedenlerini ve ruhsal dünyalarını gözetleyebilme imkanı bulmuşlar ve yakın çekim tekniklerinin gelişmesi ile birlikte bu gözetim kendini arzuların cisimleşmesine bırakmıştır. Bu süreçte de gişe başarısının oyuncuların –yani yıldızların başarısına bağlı olduğu anlaşılmış ve yıldızlara dayalı bir yeni düzen kurulmuştur. Yıldız Sistemi olarak adlandırılan bu yeni düzende, yıldızlarla uzun süreli anlaşmalar imzalanmış ve tüm hayatları sıkı bir şekilde denetim altına alınmıştır (Arık, 2018: 113).

Bu noktada da Ünlü Fransız yönetmen Jean-Luc Godard‘ın sözü değerlidir. Yönetmen “yıldız filmin kendisidir” diyerek oyuncuların film prodüksiyonları içinde tartışılmaz derece önem teşkil ettiği dile getirmektedir (Godard, 1991: 269).

Sinema, yıldız sisteminin birer üyeleri olan oyuncular sayesinde giderek endüstrileşmiş ve film yapımları artık yönetmen ya da yapımcıların isimleri ile değil, oyuncuların isimleri ile anılmaya başlanmıştır. Ancak bu yeni düzen oyuncuların mahremiyet sınırlarını önemli ölçüde etkilemiştir. Bu noktada Arık’ın paylaşımı önemlidir:

Yıldızların en temel özelliklerinin başında mahremiyetlerini kamuyla paylaşmaları gelmektedir; gerek özel yaşamları gerekse de bedenleri artık kamunun ‘malı’ olmuştur. Bu mahremiyet paylaşımından mutlu olan kitleler de onların Pazar güçlerini arttırmıştır. Yıldız sistemi kuşkusuz kapitalist sisteme özgüdür. Her şeyi tüketilecek bir meta haline getiren bu sistem, özellikle sinemanın da kitlesel bir eğlence aracına dönüşmesinden sonra sinemadaki oyuncuyu yıldıza dönüştürerek, pazarda değeri olan bir meta yaratmıştır.

(Arık, 2018: 114).

Yıldızlar sistemi ile sinemanın mahremiyet sınırlarını nasıl değişti?

Sinema dünyasına bakıldığında ise bunun en bilindik örneğini hiç de yabancı olmadığımız bir isim oluşturmaktadır; Marilyn Monroe! Gerçek adı Norma Jane Baker olan Marilyn Monroe hakkında yaratılan imaj ve etrafını saran medyanın katkısı, O’nu Hollywood dünyasında şansını deneyen sıradan bir oyuncudan yirminci yüzyıla damgasını vuran efsanevi bir şöhrete dönüştürmüştür. Monroe’nun şöhret yolculuğunda sapsarı saçları ve şöhret olmadan önce verdiği pozları etkili olmuştur. Dönemin en etkili erkek dergilerinden Playboy, Esquire ve Vougue için soyunan Monroe, seyircilerin arzularına seslenen, yepyeni ve cesur tarzıyla tüm kalıpları yıkarak, bir andan Amerika’nın en popüler yıldızı haline gelmiştir. Marilyn ile birlikte muhafazakar ve aile kızı yıldızlarının yerini, bedenini kamuya açan, arzulanan kadın yıldızlar almaya başlamıştır (Arık, 2018: 114).

Türk sinemasında mahremiyetin sınırları üzerine

Türk sinemasına bakıldığında ise yine yabancı olmadığımız bir isim karşılamaktadır bizi; Cahide Sonku! 1933 yılında Muhsin Ertuğrul yönetmenliğindeki “Söz Bir Allah Bir” filmi ile sinemaya atılan Cahide Sonku, Türk sinemasının da ilk kadın yönetmeni olarak bilinmektedir. Ancak Cahide Sonku’nun mahremiyetinin adeta kamusallaştığı “Bataklı Damın Kızı” isimli filmde başrol oynadığı Aysel rolü ile adeta fetişleşmiş ve başına taktığı eşarplar, İstanbul’da ‘Aysel Eşarpları’ olarak satılmıştır (Arık, 2018: 115).

1950’li yıllardan sonra ise Türk sineması giderek endüstrileşmiş ve Hollywood’daki yıldız sistemi Türk sineması için de bir model olmuştur. Bu anlamda ünlü (yıldız) olmanın bedelini mahremiyetlerini kamuyla paylaşarak ödeyen bazı isimler şunlardır: Zeki Müren, Belgin Doruk, Ayhan Işık, İzzet Günay, Ediz Hun, Tamer Yiğit, Sadri Alışık, Muhterem Nur, Filiz Akın, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Nebahat Çehre.

1970’li yıllardan sonra ise mahremiyet sınırları iyice genişlemiş ve Türk sineması bir pazara dönüşmüştür. Bu anlamda Oksal Pekmezoğlu, “Beş Tavuk Bir Horoz” ile yeni bir akım başlatmış ve bu yönde tam 131 film çekilmiş, giderek de seks furyası “Öyle Bir Kadın Ki” isimli film beraberinde pornografiye dönüşmüştür (Türk sineması dönemleri, 2016).

Türk sineması mahremiyet sınırlarının aşılmasında her geçen dönem daha da ileri giderek farklı cinsel kimliklerin beyazperdede temsiline olanak sağlamıştır. Bu noktada Hülya Avşar, 2018 yılında yaptığı “Selfie” isimli film ile mahreminin tüm detaylarına yer vermiş, afişinde çırılçıplak soyunmuş ve filmi yapma amacını da “kendini halka açmak” olarak tanımlamıştır (Arık, 2018: 117).


Kaynakça

Arık, E. (2018). “Dijital Mahremiyet”. Literatürk Akademi, Konya.
Karaca, Ö. (2016). “Türk Sineması Dönemleri”.
Godard, Jean-Luc. (1991). Godard Godard’ı Anlatıyor: Söyleşiler. (Çev. Aykut Derman). Metis Yayınları, İstanbul.


Bu konuyla ilgileniyorsanız bu içerik işinize yarayabilir: Türk sinemasında kayıp kuşak dönemi: Merdiven altı sinemacılık, istismar olgusu, kadın imajı ve psikolojik etkiler

İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0
Görkem Barındık

Görkem Barındık tarafından oluşturuldu

1993 yılının Haziran ayında Ankara’da dünyaya gelen Genel Yayın Yönetmeni Görkem Barındık, Süleyman Demirel Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünde ön lisans; Akdeniz Üniversitesi Gazetecilik bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Şu an Akdeniz Üniversitesi Gazetecilik Anabilim Dalı'nda Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir. IO Dergi'de imtiyaz sahibi olan Barındık, hayatın sadece biyografik bilgilerin çoğalması için yaşanan anlardan ve kariyer için oluşturulan öz geçmişlerden ibaret olmadığına inanır. Araştırır. Okur. Bıkar. Güler. Yazmayı sever, hayat hakkında kritik yapmayı da… Yemek yer, sevdikleri ile paylaşır. Özellikle de hayvanlar ile… Her zaman bir şeylerin arayışındadır ama neyin arayışında, kendisi de bilmez. Aykırıdır. Öyle biridir işte…

Netflix en iyi Türk komedi filmleri

2020 Mayıs ayı Netflix yayın takvimi