in ,

Çok Uzak Fazla Yakın: Tatlı bir aşk hikayesi

Kalp kırıcı, nefes kesici ve hayat değiştirici olan Aşk, gerçekten fedakârlık yapmaya değer bir şey mi? Çok Uzak Fazla Yakın: Tatlı bir aşk hikâyesi

Adını Adalet Ağaoğlu’nun 80 sonrası kadın erkek ilişkilerini anlatan tiyatro oyunundan alan 2014 yapımı Çok Uzak Fazla Yakın filmi, sizi kadın-erkek ilişkileri ve romantizm konularında düşünmeye itiyor. Bu arada film ile tiyatro oyunun adaş olmaları harici bir bağları yok. Hal böyle olunca filmi kendi içinde değerlendirmemiz gerekiyor. Bu filmi izlerken emin olun siz de bu aşkı doludizgin yaşayıp, romantizm üzerine düşüneceksiniz.

Çok Uzak Fazla Yakın

Çok Uzak Fazla Yakın: Tatlı bir aşk hikâyesi

Baş kadın karakterimiz Burcu Biricik’in canlandırdığı Aslı karakteri, hayalleri için çalışmasının yanı sıra oldukça sade ve uyumlu bir kızdır. Ta ki esas oğlan olan Cem (Özgün Çoban) ile tanışana kadar. Cem hayallerini gerçekleştirmek için para biriktiren, herkesin hayran olduğu ama anarşist ruhlu bir güzel sanatlar öğrencisidir. Bu azimli ve saf ikilinin yolları bir gün okulda ve ortak bir yalanda birleşir ve aşk filizlenmeye başlar.

Birbirlerini tanıdıkça daha çok seven bu iki çirkin ördek yavrusu, büyümeye başlamaları gerekene kadar Ajda Pekkan’ın bir şarkısında da dediği gibi “Yağmurlu gün görmeden hep akıllı geçindik, kalp kırmayı öğrendik” fon müziğiyle tatlı hayatlarına devam ediyorlardı. Peki, ne olacak bu gidişin sonu? Hiç mi zorlukla karşılaşamayacaklar, hiç mi bataklıkta koşmaya çalışmayacaklar? Herkesin sınavının farklı olduğu, filmde de bol bol işleniyor. Çiftimiz biraz konfor alanlarından biraz da huzurlarından sınav oluyorlar. Bu kadar benzeyen ve aynı zamanda farklı olan bu çiftin hikâyesi sizi koltuğunuza bağlayacak.

Çok Uzak Fazla Yakın

Aile mi aşk mı?

Bu soru sanırım yüzyıllardır soruluyor, cevabını vermek zor. Çok uzak fazla yakın filminde değerli yönetmen Türkan Derya da bu soruya cevap aramış. Bizi bu konuda düşünmeye itiyor, hatta biraz sarsıyor. Yeşilçam da bu kadar çok işlenmiş bir konuyu, bilgi çağında hala sorguluyor olmamızı da sorgulayan bir yaklaşımla incelenmiş. Haliyle Yeşilçam edasıyla değil, konu biraz daha gerçekçi işlenmiş. Karakterlerimiz gül bahçesinde değil, gerçek hayatta olduklarını bol bol hissettiğimiz için bu gerçekçilik tüm alanlarda geçerli, bağımsız bir birey olmak için verilen savaşa da şahit oluyoruz. Film tam olarak, genç yetişkinlikten, yetişkinliğe geçme sıkıntılarına da bizi dâhil ediyor. Bol bol ileri gidiş ve geri dönüşlerle, neden sonuç ilişkileri çok güzel kurulmuş.

Kalp kırıcı, nefes kesici ve hayat değiştirici olan Aşk, gerçekten fedakârlık yapmaya değer bir şey mi?

Gerçekten birini sevmek için illa bir şeyden ya da bir şeylerden vazgeçmek mi gerekir? Film bu soruların hepsini Türk aile yapısı çerçevesinde inceliyor. Buna ek olarak Yeşilçam romantizmiyle bunu harmanlıyor, film o histerik romantizmle başlayıp, gerçekleri yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Ötekileştirme, sevgisizlik, aşırı korumacılık ve toplumsal hoşgörüsüzlük çok dikkatli bir şekilde işlenmiş.

Çok Uzak Fazla Yakın

Aşk her şeyi affeder mi?

Aşk tam olarak ne zaman biter, aldatılınca mı? Umursanmayınca mı? Yoksa bırakılıp gidilince mi? Peki, herkes ikinci şansı hakkeder mi? İzlerken sürekli bunları düşüneceksiniz, buna emin olabilirsiniz.

Çok Uzak Fazla Yakın: Mekânlar

Yazının bu kısmına kadar sürekli sorular sordum. Şimdi biraz mekânlardan bahsetmek istiyorum. Filmin çekimleri üç farklı şehirde gerçekleşmiş. Bizi gerçekten görsel bir şölen bekliyor. İzmir’in doğal güzellikleri gerçekten iştah kabartıcı bir biçimde yansıtılmış.

Eskişehir’in morartıcı ve acı verici olabilen soğuğu o kadar güzel işlenmiş ki içiniz üşüyor. Eskişehir kısımlarında gerçekten çok gerçek, bunu 7 yıl Eskişehir’de yaşamış biri olarak söylüyorum.

Her detay ince ince düşünülmüş. Evin yeri, çalışılan iş hepsi aslına uygun. Kullanılan tüm malzemeler ve eserler özenle seçilmiş. Hatta işe gidip geldiği yol bile gerçekten o iki nokta arasında gidebileceğiniz yol. İstanbul sahneleri gerçekten mahalleden bağımsız. Daha konuya odaklı ve İstanbul’un görülmeye değer yerleri resmedilmiş. Filmin genel akışına baktığımız zaman bu da olağan ve planlanmış görünüyor. İç mekân ve dış mekân kullanım oranları oldukça estetik. Bu konuda tek problem, iç mekânları hep aynı açıyla görmemiz. Bu açıkçası beni biraz tatmin etmedi. Daha farklı açılar, daha yaşayan bir alan etkisi yaratabilirdi.

Çok Uzak Fazla Yakın: Kostümlerdeki incelik

Kostümlerde sadelik ve gerçekçilik damarlarımıza kadar işlenmiş, özellikle de çoğu kez kullanılmaları, gerçek yaşamdaki gibi. Üniversite öğrencisiyse nasıl giyinir? Sanat eğitimi alan biri ne giymeli? Gibi konular üzerine sanat ekibi gerçekten çalışmış. Bu konuda onları tebrik etmek gerekir. Bir öğrencinin yaşayışı ve tarzı zamansız olarak işlenmiş. Bu zamansızlık o kadar iyi yerleştirilmiş ki, istediğimiz zaman aralığına yerleştirebiliyoruz filmi.

Çok Uzak Fazla Yakın

Gerçek dünyadan asla kopmuyoruz

Karakterlerimizin bir hayat kavgası var bunu hissediyoruz. Çalışmak zorundalar, kişisel ya da günlük dertleri var. Böyle karakterler görmek beni çok mutlu ediyor. Karakterin dişinin ağrıyor olması bile bizim için, o karakterin damarlarında kan aktığına dair bir işaret. Özellik Burcu biricik bunu bir başrol olarak bize harika geçiren bir oyuncu. Keza babası da (Metin Coşkun) yaşayan ve tepkiler verebilen bir karakterdir. Sona doğru geldikçe, daha çok imge ve metafor kullanılmaya başlanmış, bu da hep filmin geçen sahnelerini işaret ettiği için izleme keyfi oluşturuyor.

İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0
Ege Orhan

Ege Orhan tarafından oluşturuldu

1993'de Ankara’da doğan Ege Orhan, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümünden mezun oldu. Üniversiteden sonra Ankara'da yaşamayı tercih eden Ege Orhan, tam bir Ankara aşığıdır. Boş zamanlarında Ankara'nın gizli kalmış güzelliklerini fotoğraflamaktan hoşlanmaktadır.

Özgür yazılım aktivisiti olan ve Freelance Python geliştiriciliği yapan Ege Orhan, daha çok tarihi dizi ve filmlerden hoşlanıyor. Şu sıralar favori dizisi Sisters ve en sevdiği film Gaspar Noe'nun "Love" filmidir.

Soraya’yı Taşlamak: Şeriatın gerçek yüzü

Film izlemek mi, kitap okumak mı?