in , ,

Oha!Oha! Off!Off! Ne?!Ne?! Olmuş bu.Olmuş bu. Bayıldım!Bayıldım! Olmadı ya.Olmadı ya. Haha!Haha!

Barda: Gerçek bir zorbalığın izlerini taşıyan yapım

Şapka Bar olayı ile gündeme gelen toplu işkence ve tecavüz vakası, Barda ismiyle ‘sanat için sanat’ amacıyla sinemaseverler için mi yoksa ‘toplum için sanat’ amacıyla şiddet görmüş tüm mağdurlar için mi beyazperdeye taşındı?

Tarih 9 Mart 1997. Ankara’nın Gaziosmanpaşa semtinin Reşit Galip Caddesi’nde bir apartman dairesinin kapısı gece 05:00 sıralarında zorla kırılarak açılıyor. Ve içeride bulunan 1’i erkek 5 kişiye tam 17 saat boyunca silah zoruyla tecavüz edilip, eşyaları gasp ediliyor.

Bu olay haber manşetlerine düşüp, uzunca bir süre gündem yaratıyor, ancak mağdurların kimliği açıklanmıyor. Sanıklar Murat Yıldırım, Murat Kandemir, Ömer Şanlı, Yılmaz Koç, Tahir Yar, İbrahim Ural ve Murat Gökgöz. Kaçmayı başaran bir kişi haricinde altısı tutuklanarak cezaevinde 27 yıl hapis cezası ile yargılanırken, 22 Aralık 2000’de Rahşan Affı[1] ile serbest kalmışlardır.

Mağdurlardan kimliğini saklamayan Tunç Erden Yakar’ın olayla ilgili birçok açıklamasına ve röportajına ulaşmak mümkün. Yakar, yaşadığı acı olayları hafızasından silmek için tam 10 yıl boyunca uğraşmış.

Barda filmi

Tarih 2 Şubat 2007. Yönetmen Serdar Akar, Kurtlar Vadisi Irak filminin hemen ardından büyük ses getiren ve dram, polisiye türünde bir yapım olan Barda filmini sinemaseverlerle buluşturur.

Çoğumuzun bilmediği; Şapka Bar olayı diye anılan bu utanç dolu gerçek hikâyenin Barda filmine konu olurken, kimliğini saklamayan tek mağdur Tunç Erden Yakar’dan hiçbir iznin alınmamış ve fikrinin dahi sorulmamış olmasıdır.

Hatta bir röportajında Yakar, Serdar Akar için “Şimdi onlar da olaydan 10 yıl sonra hayatıma tecavüz ettiler.” demiştir.

Barda filminin konusu

Yapımcılığı ve yönetmenliği Serdar Akar’a ait olan filmin oyuncu kadrosunda mağdurları; Doğu Alpan (Nail), Burak Altay (TGG), Melis Birkan (Nil), Nergis Öztürk (Sevgi), Sezen Aray (Pelin), Meltem Parlak (Aynur), Şamil Kafkas (Aliş) ve Salih Bademci (Cenk) canlandırırken, kötü adamları ise Nejat İşler (Selim), Hakan Boyav (Patlak), Serdar Orçin (45), Erdal Beşikçioğlu (Nasır) ve Volga Sorgu Tekinoğlu (Çırak) canlandırmıştır.

18 ve 25 arası yaşlarda olan bu 8 genç, sürekli aynı barda takılan ve hepsi de çift bir arkadaş grubudur. Aralarında evlilik düşünen, ilişkiye yeni başlayan ve hatta istenmeyen gebelik durumu ile yüz yüze kalan 8 genç de çoğu sahnede alkol alıyor ve TGG (tekrar gözden geçirme) leitmotifini[2] tartışıyorlar.

Barda: Toplumsal roller üzerine

Cenk ve Pelin çiftini bir kürtaj konusu ile tanıyoruz filmde. Pelin kürtaj olamadan Cenk, ona evlilik fikri ile gider. Pelin, haberi kız arkadaşlarına anlattığında çığlıklarla sevinirler, ancak erkek grubu sevinemez bile.

Buradan hareketle toplumda kadınlar evliliğe olumlu bakan varlıklar, erkekler ise evlilikten kaçan varlıklardır gibi bir kanaate varmamız isteniyor sanki.

Tam da evlilik konusunun konuşulduğu gün, barda Melis Danişmend konserini de görmekteyiz. Konser sonrası ortalık sakinlediğinde son biralarını arkadaş oldukları barmen ısmarlıyor ve bara giyim kuşamından tutun da hareket ve tavırlarına kadar hoşnutsuz görünen 5 adam giriyor. Ve diğer arkadaşlarının rahatsızlığına rağmen TGG karakteri ısrarla kalacağız diyor. Barmen ile de ters düşen bu 5 adam bir anda gençlere salça oluyorlar. Alkol ve uyuşturucunun etkisi ile de olaylar başlıyor; önce dayak, sonra zorla tutma ardından tecavüz ve jiletle, silahla işkence ve ölüme varan sahneler seyircinin kanını donduracak cinsten.

Barda: Şiddetin estetize edilmesi

Sinema çalışmaları alanında temel bir söylem vardır. Buna “filmin lafı/sözü” denir. Bu filmin sözü de şiddet!

Saldırgan zorbaların filmde gösterilen tek gerekçeleri toplumda hep dışlanmaları. Birçoğumuz buradan aynı coğrafya ve yaşam alanında birbirini kıskanan, küçümseyen ve birbirinden nefret eden farklı gruplaşmaların arasındaki şiddet ve gerilimi gerçekçi bir şekilde ortaya koyabilmiş bir film fikrini çıkarabiliriz. Zaten Serdar Akar da film için verdiği bir röportajında “Şiddeti; sert, umutsuz, doğrudan verdim. Şiddetin bu derece ağır olması, şiddetin yol açtığı sorunlara ilgi gösterilmesi içindir.” diyor.

Film tam 13 günde çekiliyor. Serdar Akar her şeyi düşünmüş, tasarlamış kafasında. Çekimlerin bu kadar kısa tutulmasını ve bitirilmesini oyuncular olumlu buluyor. Çünkü “Rol icabı şiddet bile içimizde bir yerlerde yatan şiddeti uyandırabilir çekincesi vardı hepimizde” diyorlar.

Özellikle Selim karakterine hayat veren Nejat İşler’i kutluyorum ben. Ancak bu kadar iyi oynanabilirdi. Kendi röportajlarından birinde de “Benim de bazen yalnız kalma isteğim olmuyor değil, elimde bir kılıçla İstiklal Caddesi’nin bir ucundan girip diğer ucundan çıkmak istiyorum.” diyor. Fakat bu sözleri sizleri ona karşı kışkırtmasın…

Barda: TGG’nin ısrarla barda kalmak istemesinden ne sonuç çıkarmalıyız?

Filmde dikkatimi en çok çeken şey ise giriş kurgusunun çok zayıf olması. Hatta halı sahada maç yaptıkları sahnelerde arkadaşlarından Aliş, TGG’yi suçluyor. Onun cesaretinden ve sonunu düşünmeden hareketle barda kaldıklarını belirtiyor. TGG için ise geleceği düşünmez, gelecek belirsizdir, geçmişe bakar açıklamalarından sonra yaşanılan acı ve korku dolu anların sanki tedbirsizlik sonucu yaşanmış, hatta hak edilmiş algısına çıkabilmesi de üzücü.

Barda: Adalet mi vicdan mı?

Filmde mahkeme sahneleri de görmekteyiz. Hukuk adamlarının dava hakkında ki tartışmaları bazı sahnelere konu oluyor. Vicdan, usul, prensipler tartışılıyor o sahnelerde. Savcının görevinin de ötesinde vicdanlı duruşunu, hâkimin soğukkanlı yaklaşımını görüyoruz. Hatta sanıkların cezaevinde başka hüküm giymişlerce şiddetle yargılanışını…

Hükmü verecek olanın mağdurlar olduğunu söylüyor savcı. Ancak mağdurlar, bunun hayvanca bir vahşet olduğunu, kendilerinin ise yaşadıklarına rağmen insan kalabildiklerini vurguluyor. Biz yine de görüyoruz o vahşi cezalandırılma sahnelerini. İçimizde ki adalet ve vicdan terazisi sınanıyor belki de.

Barda: Sosyal sınıf ayrımı üzerine eleştirel bir bakış

Üstelik filmde masum olarak sunulan 8 gencin iyi giyimli, eğitimli, sosyal gösterilip, kötü adamların ise aksi şekilde eğitimsiz, asosyal, barbar insanlar gibi gösterilmesinin doğurduğu; eğitimli insanlar şiddet içerikli hareket etmez veyahut da eğitimsiz insanlar hayatta iyi şeyler başarıp yapmaz, ön yargısının filmin kötü eleştiri almasında büyük yer edeceğini düşünüyorum.

Belki diyeceksiniz ki kötü adamlardan Çırak karakteri ne alkol alıyor, ne uyuşturucu kullanıyor, ne birini dövüyor, ne de tecavüz ediyor. Hatta Pelin’in kaçtığını fark edip kimseye bir şey söylemiyor. Ancak unutmayalım ki bir suç işlemek sadece fiilen yapılmaz. Görgü tanıklığını duymayanınız yoktur. Bütün olanlara sessiz kalmak, gidişatı değiştirmek ya da engellemek adına yapılmamış her eylem de suçtur.

Sonuç yerine

Gerçeğinden biraz farklı şekilde kurgulanmış bir filmdir Barda. IMDb‘de 7 puan alarak, Türkiye’nin kanayan yarası olan şiddeti tüyler ürperten bir gerçek hikâyeden uyarlayarak yine tüyler ürperten bir senaryoyla sinemaseverlere sunuyor. Bence 7’den çok daha fazlasını hak ediyor. Ancak tartışılacak yerleri malum. Konusu çok güçlü, ancak senaryoyu zayıflatan sebepler yok değil.

Tek vurgu yapmak istediğim konu ise; mağdurlara sormadan, izinsiz bir şekilde gündeme bir sinema eseri olarak bu hikâyenin taşınmasıdır.

Dikkat edelim gerçek bir şiddet rezaletini bir filme dönüştürerek topluma sunmak ayrı bir şey, bunu yaparken gerçek mağdurlardan izin veya onay alarak yapıp sunmak ayrı. En azından böylesine önemli bir konu göz ardı edilmemeliydi. Her şeye rağmen ülkemizde böyle iğrenç olaylar yaşanırken bunların bir şekilde sinemaya konu edilip belki amacı bu değilken bile bir farkındalık yaratması beni kendi adıma, şiddet gören tüm insanlar adına umutlandırıyor.

Dileyelim ki, bu vahşetler hiç yaşanmasın. Sinema sanatın bir sesi olma amacının dışında, mağduriyetin sesi olmak zorunda kalmasın. İzleyeceklere iyi seyirler…


  1. Asıl adı ‘Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası’ olan 22 Aralık 2000’de Rahşan Ecevit’in önerisiyle çıkarılan, devlete karşı işlenen suçlar dışındaki suçlara erteleme veya şartlı salıverme getiren yasa.
  2. Bkz. Leitmotif: Ana motif, anlamlı tekrar, nakarat, tema anlamlarına gelen terim.

İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0
Cansu Topçu

Cansu Topçu tarafından oluşturuldu

1993 Ankara doğumluyum. İlk üniversite eğitimim olan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İstatistik bölümünü geç de olsa isteyerek bıraktım. 2018’de Akdeniz Üniversitesi’nde Medya ve İletişim bölümüne başladım. Hayvanlarla ilgilenmekten, sinemadan ve evcimenlikten hoşlanırım. Umarım yazdıklarımın bir faydası olur. İyi okumalar…

Türk ve yabancı dizi yapımlarında ilkler

Korku Ruhu Kemirir