in ,

Babamın Penguenleri

Küçüklerin bayılarak seyredeceği, büyüklerinse küçüklere keyifle eşlik edebileceği Babamın Penguenleri (Mr Popper’s Penguins) filmini hâlâ izlemediniz mi?

2011 ABD yapımı olan Babamın Penguenleri (Mr. Popper’s Penguins) filmi ile biraz yakın geçmişe uğrayalım istiyorum…

Babamın Penguenleri 1938’de Robert Lawson‘ın illüstrasyonlarıyla birlikte Richard ve Florence Atwater tarafından yazılmış aynı adlı çocuk kitabından uyarlanmış bir filmdir. Başrolünde Jim Carrey’nin yer aldığı film, aslında tam da keyifli zaman geçirebilmek için izlenesi bir film, çünkü sıcak aile öykülerine hasret kalabiliyoruz bazen.

Babamın Penguenleri

Şöyle bir düşünüyorum da, filmi ilk çıktığı zamanlar izlemiştim. 2011 yapımlı bir film olduğundan yaklaşık sekiz yıl öncesine tekabül ediyor. Yani ben ilk kez 14 yaşımda izlemişim. Zaman ne kadar da hızlı geçiyor değil mi? Çok beğenip izledikten sonra bir kez daha açıp izlediğimi de hatırlıyorum ayrıca. Şimdiye kadar kaç defa izledim, inanın bunun sayısı bende yok. Kardeşimle bir aralar favori filmimizdi. Gerçi bir favori filmimiz daha vardı: Yukarı Bak (UP)! Ama ondan bahsetmenin yeri burası değil. Belki bir gün onun hakkında da yazarım.

“Acaba ne izlesek?” sorusu aklımıza düşünce Babamın Penguenleri’nin hiç hakkını yemedik doğrusunu söylemek gerekirse. Özellikle favori sahnelerimiz vardı: Kaptan’ın tuvalet eğitimi, Gürültücü’nün bir anda bağırışları, Isırgan’ın Popper’ın ayağına yapışmaları, Sevgili’nin sarılışları, Kokuşuk’un ani çıkışları ve Beyinsiz’in o unutulmaz duvara çarpışları. Her defasında yeniden izliyormuş gibi kıkır kıkır güldüğümüzü net bir şekilde hatırlıyorum.

Biliyorum, filmi izlemeden okuyorsanız, bu isimleri neden önce kullandığımı sorguluyorsunuzdur. Ama filmin konusunun arasına girmeyip favorilerimi önceden açıklayayım dedim. Hepsinden az sonra bahsedeceğim. Ufak bir giriş olsun bu. Ancak şunu da söylemeden edemeyeceğim; film öyle çok aşırı uçlarda işlenen bir film değil.

Yani büyük beklentilere girerek izlememek gerek. Hatta sonu tahmin edilebilir ve sade bir öyküsü var denilebilir. Olaylar rutin ilerliyor ama sizi de içine sürüklemeyi başarıyor. Jim Carrey (ve tabii ki penguenler) filmi gayet güzel sırtlamış bana göre. Tabii diğer oyunculara da haksızlık etmemek gerek. Fakat Jim Carrey deyince hemen Maske (The Mask) e olan düşkünlüğümü de hatırlayınca, ille de Jim Carrey diyerek konuyu kapatmak istiyorum sanırım.

Babamın Penguenleri

Babamın Penguenleri (Mr. Popper’s Penguins)

Filmin konusuna gelecek olursak, film, Tom Popper’ın (Jim Carrey) çocukluğunda babasının gezgin oluşundan dolayı onunla vakit geçirememiş olmasını vurgulayarak başlıyor. Daha sonra ise günümüze gelerek Tom Popper’ın iki çocuk babası, hırslı, başarılı bir iş adamı olduğunu ve eşi ile ayrılmış olduğunu görüyoruz.

Tom Popper bir gün gezgin babasının öldüğünü öğrenir. Ev adresine bir kutu içerisinde bir penguen bırakılır. Pengueni geri vermek isteyen Popper’ın telefon konuşmasında yanlış anlaşılması ile macera başlar aslında. Popper’ın kapısına beş penguen daha gelir. Böylelikle babasından altı penguen kendisine miras kalmış olur. New York’un en lüks semtlerinden birinde, dairesinde altı tane penguenle baş başa kalan Popper, penguenleri ilk başlarda hayvanat bahçesine vermek istese de çocuklarının da penguenleri sevmesi ve onlara olan ilgileri ile penguenlerle yaşamaya başlar.

Babamın Penguenleri

Bu sevimli altı penguenlerimizin adları: Kaptan, Kokuşuk, Gürültücü, Beyinsiz, Sevgili ve Isırgan’dır.

Penguenlerle aralarındaki bağları sıkılaşmaya başlayan Popper ve çocukları, birlikte Popper’ın lüks dairesini penguenlerin yaşayabileceği sıcaklık ve ortama dönüştürürler. Bence filmin aile temasını tam olarak anlattığı sahneler, bu sahneler kesinlikle. Tüm bu ailenin o sokaklarda paytak paytak gezmeleri olsun, Kaptan’ın liderliği, Sevgili’nin aşırı sevgisi olsun, penguenlerin her birinin karakterize özellikleri olsun, (isimlerini karakter özelliklerinden alırlar) efektlerle birlikte izleyiciye enfes yansıtılmış.

Sevgi teması, kesinlikle burada çok tatlı ve içten işlenmiş. Penguenlerin şirinlikleri de işin cabası tabii. İzleyince penguenlere ayrı bir sempati uyanmaya başlıyor içinizde. Ayrıca her ne kadar Popper, penguenleri evinde istemese de, penguenlerle yaşamaya başlaması, çocukları ile arasındaki bağların daha iyi olmasına ve eski eşiyle yeniden barışma aşamasına gelmesine yol açar. Ancak aynı zamanda eski bir lokantayı satın alıp yenileme planları yapmakta olan Popper’ın hırslı bir iş adamı olduğundan bahsetmiştik, hatırlarsanız.

Penguenlerle yaşamaya başlaması, Popper’ı tüm bu işlerinden alıkoymaya başlar ve bu durum onun işlerine yansır. İşini kaybetme eşiğine gelen Popper, lokanta sahibi, lokantasını hak edecek birisine vermek istediğinden, işine odaklanarak lokantayı almak ister. Böylece penguenlerle aynı evde yaşamaya daha fazla devam edemeyeceğine karar verir ve onları hayvanat bahçesine götürür. Popper’ın verdiği bu karardan çocukları ve eski eşi memnun olmazlar.

Babamın Penguenleri

Yalnız Popper’ın burada atladığı bir nokta vardır: Penguenlerle birlikte aslında kocaman bir aile olmuşlardır!

Görüp görebileceğiniz en içten işlenmiş filmlerden biri bence. Tam olarak nedeni nedir bilmem ama yıllar önce seyrettiğimiz bu filmin bende tatlı mı tatlı bir yeri vardır, her şey girişte bahsettiğim gibi anlayacağınız.

Biraz dış dünyadan uzaklaşmak, şöyle biraz da arkanıza yaslanıp gerilimlerden uzak, kafa dağıtmak, bir yandan hafif hafif de gülümseyeyim diyorsanız, hiç kıpırdamayın derim, doğru yerdesiniz.

Aile komedisi alanında başarılı sayılabilecek nadir filmlerden olan, küçüklerin bayılarak seyredeceği, büyüklerin ise küçüklere keyifle eşlik edebileceği Babamın Penguenleri’ni halen izlememişseniz, kesinlikle izlemenizi öneriyorum.

İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0
Elif Odabaşı

Elif Odabaşı tarafından oluşturuldu

1997 yılında Bursa’da doğdum. Şu an KTO Karatay Üniversitesi, Odyoloji bölümü öğrencisiyim. Yeni şeyler öğrenmeyi, gezip görmeyi, sevdiklerimle vakit geçirmeyi ve yazmayı çok severim. Bütün bunları yaparken kahve bana kesinlikle eşlik ediyordur. Bir de kedileri severim. Çok! Kedileri ne kadar çok sevdiğimi, yazı yazmaya ve kahveye olan düşkünlüğümü biliyorsanız beni tanımaya başlamışsınız demektir. Hayatta yapmak istediğim daha çok şey var, tabii hayat izin verirse. İyi okumalar!

Ulu Ozanlar: Geçmişten günümüze ve bugünden geleceğe

2019 Haziran: Vizyonda hangi filmler olacak?