in ,

Aşkın Frekansları: Bilgin kadar şanslısın

Belli yazılmış bir kader var mıdır? Yoksa biz bilgi ve çabayla kaderimizi değiştirebilir miyiz? Aşkın Frekansları (Frequencies)

Aşkın Frekansları (Frequencies), bilim kurguyla spiritüel bilgilerin aşkta harmanlandığı 2013 yapımı fantastik bir filmdir. Senaryosu ve yönetmenliği Darren Paul Fisher’a ait film, romantik, bilim kurgu ve felsefe yönüyle dünyada bir ilktir. Başrolde üstün zekâlı, iki zıt frekansa sahip çocuğun aşkı ve yıllar sonra doğanın tüm engellemesine karşı kavuşma hikâyesi, romantik bilim kurgu tadında anlatılır.

Aslında filmde herkesin bir frekansı olduğuna, her ne kadar birbirimizden farklı frekanslara sahip olsak bile bilgi ve kendini yetiştirmeyle, istediğimiz kişinin yanında ve istediğimiz yerde olabileceğimize vurgu yapılmıştır.

Aşkın Frekansları

Aşkın Frekansları: “Bilgi, kadere yön verir”

Filmde çok kez şu cümleyle karşılaşırsınız; “Bilgi, kadere yön verir”. Nedir bu “bilgi kadere yön verir?” sözü, biraz açar mısınız diye soracak olursanız filmde geçen anlattığım spoilerin dışında “Bilgi, kadere yön verir” cümlesi zekânın öneminden yüksek bir cümledir benim için. Akıldır, izandır. Var olan zekâ potansiyelini kullanmanın yapı taşıdır. Zekâsı yüksek biri bile olsak, bilgi hazinemizi geliştirmediğimiz sürece var olan potansiyelimizi kullanamayız.

Tam da bu noktada filmden yola çıkarak ilkokuldayken birbirlerini merak eden bu iki çocuktan Marie’nın (Eleanor Wyld) çok zeki ve yüksek frekanslı, Zak’ın (Dylan Llewellyn) da çok zeki fakat düşük frekanslı olması sebebiyle bir araya geldiklerinde ortaya sürekli felaketler çıkar. Burada asıl olan yan yana gelince frekansların çatışmasıdır. Zak, buna bir çözüm bulmak ister, fakat Marie’nin umurunda değildir. Çünkü çocukluğundan beri yüksek frekanslı ve zeki olması sebebiyle duygularını hissetmemektedir. O sadece Zak’la yan yana geldiğinde olacakları merak ederek ona yaklaşır ve kendince onu deneylere tabii tutar.

Zekâya bir gönderme de var burada. Yönetmen sizce izleyiciye “deha bencil midir?” sorusunu sordurtuyor olabilir mi? Bence olabilir. Çünkü hepimiz zaman zaman zeki ve kendini düşünen insanlarla karşılaştığımızda bunu düşünmüşüzdür. Zekâ, bencil olmayı da beraberinde getirebilir…

Aşkın Frekansları

Filme dönüyorum…

Zak, seneler sonra Marie’nin de olduğu bir arkadaş partisinde karşısına çıkar ve onu unutmamıştır. Ona karşı yoğun duyguları yine canlıdır. Bir akşam için birlikte yemek yemeyi teklif eder ve ilişkileri o akşam başlar. Zak, Marie’ya dokunur dokunmaz, Marie Zak’ın frekansına girer ve onun gibi hissetmeye başlar. Bu duruma kendi de çok şaşırır. İlk defa hissetmeye başladığı için de sevinçlidir. Hissetmek en büyük arzusudur Marie’nın… Kendiyle olan en büyük çıkmazıdır…

Filmin ana konusunu anlatırken bana göre ilginç sahnelerinden biri de, henüz ilkokul çağındayken bir testle frekansları hesaplanan çocukların gelecekte ne kadar başarılı ve şanslı olacaklarının bu testte çıkan sonuca göre belirlenmesi… Yani çocuklara bu test sonuçlarına göre hayallerinin ne kadar büyük ya da küçük olmasının gerektiği gibi bir cesaretlendirme söz konusu… Hiç tasvip etmediğim kanıksamadığım sahnelerden biriydi, ben her zaman kişinin kendi kaderini çaba ve bilgiyle kendinin belirleyeceğine inanmışımdır. Bu test çocukların en baştan iştahını kaçıran bir ölçüttür. Ama filmi ilginç kılmadığını da yadsıyamam. Yaşamda istediklerimizi elde etmede zekânın değil, odaklanmanın en önemli olgu olduğunu anlatan kült filmlerden Forrest Gump’ı önerebilirim sadece. O da ayrı bir inceleme konusudur…

Filmde görüyoruz ki Marie bazı sahnelerde arkadaşlarını taklit eder. Onlar gibi kendisinin de duyguları olan biri olmasını ister. Duygudan yoksun biri olduğu için arkadaşlarının duygusal tepkimelerini taklit eder. Öyle hissetmese bile öyle hissediyormuş gibi mimikleriyle aynı tepkiyi vermeye çalışır. Hani bazen duygularımız olmasa hayat daha kolay olur diye düşünmüşüzdür. Bu filmde duyguları hissedemeyişin hayatta ne büyük bir boşluk olduğunu görüyorsunuz. His âleminizin canlı olmasına şükrediyorsunuz.

Aşkın Frekansları

Şimdi gelelim fasulyenin nimetlerine…

Doğanın onlara engel olarak çıkardığı her zorluğa karşı Marie ile Zak birlikte olmayı başarırlar. Burada aslında izlerken Zak’ın çok büyük emeğini ve vazgeçmeyişini görmekteyiz. Marie’yle birlikte olmak için bazı deneyler keşfeder ve bunları Marie’yle birlikte bilim insanlarıyla da paylaşır. Filmde asıl sorgulatan şey; belli yazılmış bir kader var mıdır? Yoksa biz bilgi ve çabayla kaderimizi değiştirebilir miyiz? Belki de doğarken bizim için negatif teşkil eden şeyler, bilgi ve çabayla hayatımızı pozitife döndüren şeyler olabilir… Belki kaderin üstünde bir kader vardır ve biz o kadere bilgiyle ulaşırız kim bilir? Çabayı da unutmadan tabii…

İçerik hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0
Gizem Serra Sözen

Gizem Serra Sözen tarafından oluşturuldu

Hayat bir tiyatro ve bizler de yarı zamanlı oyuncularız.

Kadir Has Üniversitesi’nden İletişim Fakültesi; Dialog Anlatım ve İletişim’den spikerlik ve sunuculuk mezunu. T-Sanat adında bir kültür-sanat programı hazırlayıp sundu. “Hikâyemin Adı Kırmızı” isimli kitabı yazdı. Şu an ise Yeni Çağrı gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor.

Hababam sınıfının senaristi Umur Bugay hayatını kaybetti

Güçlü kadın karakterleri konu eden diziler